Şu Ahlaksız İktisatçılar

Soru basit: İktisat ahlaki bir bilim midir, yoksa değil midir? Başka türlü sorayım: Ahlaki normların iktisatta bir yeri var mıdır? Pek çok iktisatçı ahlakın iktisatta yeri olmadığını söyleyecektir. İktisat gerçekten bir bilimse, iktisatçılar, insanları, fizikçilerin fiziki evreni incelediği gibi inceleyerek, “ay şu atoma haksızlık ediyoruz”, “bak bu atom yalnız kaldı” veya “atomlar sevse de sevmese de biz bu işi yaparız” diyerek mi hareket etmelidir, yoksa iktisada konu olan “atom”ların sevebileceğini, üzülebileceğini, inanabileceğini düşünerek ayaklarını denk mi almalıdır?

Journal of Economic Perspectives’de yayınlanan bir makale işte bu ve benzeri soruları yanıtlamaya çalışıyor (Sandel 2013). Makalenin yazarı Michael Sandel, What Money Can’t Buy: The Moral Limits of Markets (2012) başlıklı kitabın yazarı. Bu kitapta, piyasalaşma olgusunu inceliyor ve her şeyin piyasa değerleri/mantığı ile ele alınmaya başlanmasını eleştiriyor. Sandel’in neden bahsettiğini anlatabilmek için piyasalaş(tır)ma olgusuna birkaç örnek vereyim. Örneklerin hepsi Sandel’in kitabından (merak edenler için ilgili bazı çalışmalara ve haberlere de atıf yapıyorum).

  • Çocuklara iyi notlar karşılığında para vermek (Fryer 2010)
  • Hastalara ilaçlarını kullanmaları için para vermek (Belluck 2010)
  • Ülkelerin oturma izinlerini satışa çıkarması (Reddy ve De Avila 2011)
  • Hükümetlerin çocuk yapmayı teşvik etmek için para vermesi veya ceza kesmesi
  • Çevre vergisi, çevreyi kirletenlere kesilen parasal cezalar (Krugman 2010), çevre kirletme hakkının alınıp satılabilmesi, karbon emisyonu ticareti gibi piyasa odaklı politikalar*

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Hadi ilginç bir örnek daha vereyim. Sporcuların formalarına, hatta Sinan Şamil Sam gibi forması olmayanların sporcuların bedenlerine, reklam almalarını da spor dünyasının piyasa mantığını içselleştirmiş olmasına, sporun piyasalaşmasına bağlayabiliriz.

sinansamilsamgazi

Daha fazla örnek isterseniz, Michale Sandel’in kitabına, o yetmezse Debra Satz’ın (2010) Why Some Things Should Not Be for Sale: The Moral Limits of Markets başlıklı kitabına bakabilirsiniz.

Biraz düşünürseniz, bazı şeylerin para karşılığı alınıp satılmasını, 2012 yılında İktisat Nobel Ödülü’nü alan Alvin Roth’un (2006) da belirttiği gibi, iğrenç, tiksinç veya utanç verici bulabilirsiniz. Mesela, bir şirketin çocuk işçi çalıştırmasını (çocuk işgücü satın almasını) iğrenç, aşağılık bir şey olarak görürüz. Para karşılığı arkadaşlık veya aşk satın almak isteyenleri engelleyen yasalar yok ama sadece finansal çıkar elde edebileceği zenginlerle arkadaşlık yapanların çok da ahlaklı olduğunu düşünmeyiz. Peki ya böbrek piyasası? İnsan böbreği ticareti yapanları da iğrenç insanlar olarak resmetmiyor muyuz? Pek çoğunuzun bu soruya evet cevabı verdiğini tahmin ediyorum, tabii iktisatçı değilseniz.

Yanlış okumadınız, “iktisatçı değilseniz” dedim.  İktisatçı değilseniz, böbrek piyasalarını iğrenç bulabilirsiniz ama sıkı bir iktisat eğitiminden geçmiş hemen herkes iyi düzenlenmiş bir böbrek piyasasının böbrek nakli bekleyen insanların hayatını kurtarabileceğini düşünmekten kendini alıkoyamaz. Sonuçta, insanlar börek bulamadığı için ölüyor ve o insanlar ölürken, biz sağlıklı insanlar “yedek bir böbrekle” dolaşıyoruz! İktisatçı olarak eğitildiyseniz, böyle bir durumda fayda-maliyet analizi yapmanız gerektiğini hissedersiniz. “Eğer böbreklerin iyi düzenlenmiş bir piyasada alınıp satılması mümkünse, neden belki binlerce hayatı kurtaracak bir düzenlemeyi sadece insanlar iğrenç buluyor diye bir kenara koyalım?” diye düşünebilirsiniz. Hatta İran’da böbrek alıp satmanın yasal olduğunu da biliyorsanız (Dehghan 2012), bu işin çok da mantıksız olmadığını düşünebilirsiniz. Bir iktisatçı olarak, böyle bir durumda sözde ahlaklı olmanın veya sosyal normlara mahkûm kalmanın çok maliyetli olduğunu düşünebilirsiniz.

Bunları neden yazıyorum? İktisatçılara ihtiyatla yaklaşmanızı istediğim için değil elbet. İktisatçılara ihtiyatlı bir biçimde yaklaştığınızı zaten biliyorum. 🙂 Bunları yazmamın nedeni şu: Piyasa mantığı ve fayda-maliyet analizleri,  gündelik hayata ve ahlaki normlara yabancılaşmamıza neden oluyor olabilir. Bunu düşünürken şunları da göz önüne alın: İktisada giriş kitaplarında ahlakla ilgili bir bölüm bile yer almıyor; bu konu, genellikle, pozitif ve normatif iktisat ayrımı başlığı altığında geçiştiriliyor. Ancak, iktisadın ve iktisatçıların ahlaktan bağımsız piyasa odaklı düşünme biçimi her gün hayatımızın hemen her noktasında karşımıza çıkıyor. Hal böyleyken, iktisadın ahlaki bir bilim olup olmadığını, iktisatçıların ahlaki normları dikkate almalarının gerekli olup olmadığını düşünmeye başlamamız faydalı olabilir.

Oturma izinleri, çevreyi kirletme izinleri ve bunun gibi şeyler para karşılığında satıldığında sadece piyasaların daha etkin bir biçimde işlemesini mi sağlıyoruz, yoksa dünya üzerinde halihazırda rahatsız edici boyutlarda olan eşitsizliği arttırıyor muyuz? Piyasa mantığı ile hareket etmenin her zaman hakkaniyetli sonuçlar doğurmadığını biliyoruz tabii ama soru şu: Bunu önemsemeli miyiz, yoksa “ne yapalım dünya böyle işliyor!” mu demeliyiz?

Düşünün. Çocuklara sınavlardan aldıkları yüksek notlar karşılığında para verdiğimizde, sadece onları motive etmiş mi oluyoruz, yoksa çocukların eğitim hakkındaki düşünme biçimlerini geri döndürülemez şekilde değiştiriyor muyuz? Eğer değiştiriyorsak, çocukları para ile motive etmeye çalışmaktan vazgeçmemiz iyi olabilir mi? Takdir alınca bisiklet aldığımız o çocuğu, üniversitede spor araba istemeye, üniversitede arabayla ödüllendirdiğimiz çocuğu ise işe girdiğinde şirketin veya devletin tahsis ettiği arabayı özel işleri için kullanmaya motive ediyor olabilir miyiz? Piyasa odaklı düşünme bizi bambaşka insanlar haline getiriyor olabilir mi?

Bu yazının başında bahsettiğim makale işte bu soruları (ve tabii ki daha fazlasını) ele alıyor. Makalede ele alınan ve benim de derslerde kullandığım örneklerden birinden bahsederek konunun önemini vurgulamaya çalışayım.

İktisatçıların mottolarından biri şudur: Parasal müşevvikler önemlidir! Bu mottoyu kabaca şöyle özetleyebiliriz: Eğer birisinin bir işi yapmasını teşvik etmek istiyorsanız para verin, istemiyorsanız ceza kesin. Etrafınıza bakarsanız dünyanın böyle işlediğini görebilirsiniz. Trafikle ilgili tüm düzenlemeler parasal cezaları kullanır. Yatırımı, innovasyonu arttırmak isteyen veya evli çiftlerin daha fazla çocuk yapmasını isteyen hükümetler bunu yapabilmek için parasal ödüller (veya vergi indirimleri vb.) verirler. Bu ödül ve cezalara bakarsanız iktisadi düşünme biçimini ve tabii ki piyasa mantığını nasıl içselleştirdiğimizi de daha iyi idrak edebilirsiniz.

Peki, iktisatçıların bu mottosu, ahlaktan ve ahlaki normlardan bağımsız bir biçimde işleyebilir mi? Çoktan tahmin etmiş olabileceğiniz gibi bu motto, gündelik hayata müdahale edip, davranışlarımızı şekillendirmek için kullanıldığı için ahlaki normlardan bağımsız olarak düşünülemez. Bunu çarpıcı bir şekilde anlamamızı sağlayan bir çalışma var (Gneezy ve Rustichini 2000a). Sorunumuz şu: Bazı anne ve babalar anaokulundaki çocuklarını almaya geç gidiyorlar. Acaba bu anne ve babalara geç kaldıkları için para cezası kesersek, geç kalan ebeveyn sayısını azaltabilir miyiz?

Bunu öğrencilerime sorduğumda, genellikle geç gelen ebeveyn sayısının azalacağını düşünüyorlar. Siz de öyle düşünmüş olabilirsiniz. Ancak sonuç bunun tam aksi. Geç kalan ebeveyne ceza kesilmeye başlanınca, geç kalan ebeveyn sayısı da artıyor. Aşağıdaki grafik durumu özetliyor (Gneezy ve Rustichini 2000a: 7).

geenzy

Grafik, hafta başına geç kalan ebeveyn sayısını gösteriyor. Siyah çizgi ceza uygulanan anaokullarındaki durumu gösteriyor, diğeri ise ceza uygulaması olmayanları. İlk dört hafta her iki grupta da ceza uygulanmıyor. Daha sonra (grafikte siyah çizgi ile gösterilen) bazı anaokullarında geç kalanlara para cezası uygulanmaya başlanıyor. Gördüğünüz gibi cezanın uygulanmaya başladığı haftada, cezanın uygulandığı anaokullarında geç kalan ebeveyn sayısı artıyor. Daha da ilginci şu: 17. haftada ceza uygulaması kaldırılıyor ancak buna rağmen bir ceza uygulamasına konu olan anaokullarında geç kalan ebeveyn sayısı azalmıyor.

Parasal ceza uygulaması ebeveyn davranışlarını geri döndürülemez bir biçimde değiştiriyor. Peki neden? Pek çok açıklama üretilebilir. Ama şunu bir düşünün. Ceza uygulamasından önce anne ve babaların gecikmemelerinin ardındaki nedenler neydi? Herhalde birincisi sorumluluk duygusudur, ikincisi ise “geç kalırsam diğer anne-babalar ve anaokulu öğretmenleri hakkımda ne düşünür” düşüncesidir. Ceza uygulamasından önce anne-babaların ahlaki kaygılar taşıdığını ve ahlaki-sosyal normlara uymaya çalıştığını düşünebiliriz. Peki ceza uygulamasından sonra ne oluyor? Sanırım ceza uygulamasını gören anne-babaların geç kalmayı bir ahlaki mesele olarak değil, satın alınabilecek bir hizmet olarak görmeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özetle anaokullarında piyasa mantığını uygulamanın ebeveynlik ile ilgili ahlaki ve sosyal normlarımızı etkilediğini düşünmek mümkün. Tabii ceza uygulamasının kaldırılmasının geç kalan ebeveyn sayısını (en azından hemen, çalışmaya konu olan süre içinde) azaltmadığını da dikkate alırsak, piyasalaşmanın geri döndürülemeyecek bazı sonuçları olabileceğini de düşünebiliriz.

İktisatçı okurlarım, hemen şöyle düşünmüş olabilir: Bu çalışma parasal cezanın etkisiz olduğunu göstermiyor, sadece ceza miktarının yeterli olmadığını gösteriyor; eğer para cezası arttırılırsa, geç gelen ebeveyn sayısı azalır”.[1] Çok doğru. Ancak mesele bu değil. Meselemiz, parasal müşevviklerin sosyal ve ahlaki hayatımızı geri döndürülemez bir biçimde değiştirip, değiştirmediği.

Daha fazla “spoiler” vererek Sandel’in makalesini okuma deneyiminizi berbat etmek istemiyorum. Yine de sizi motive etmek için makaledeki bir iki örnekten daha kısaca bahsedeyim. Bağış toplayan çocuklara, topladıkları bağış miktarıyla orantılı bir parasal ödül verirsek, çocuklar daha fazla bağış toplar mı? Hmmm. Zor soru, değil mi? Cevap: Eğer para toplayanlara çok fazla para vermiyorsanız, güzel amaçlar için bağış topladığını düşünen çocuklar, para karşılığı bağış toplayanlara göre daha fazla bağış toplayabilir. Peki, insanlar daha fazla kan bağışlasın diye kan bağışlayanlara para verirsek, daha fazla kan “bağışı” alabilir miyiz? Yok, maalesef, bağış işi tam öyle işlemiyor. İnsanların kanını satın almaya kalktığınızda insanlar kan vermekten vazgeçebiliyor… Özetle işin içine para ve piyasa mantığı girince, dünyaya eskisinden daha farklı bakabiliyoruz.  Ha bu her zaman ve her koşulda kötü bir şey midir? Muhtemelen değildir. Ama biz yine de bunları bir düşünelim.

İktisatçılar her ne kadar yaptıkları işin, politika önerilerinin ve derste anlattıklarının ahlaktan, sosyal normlardan, geleneklerden, göreneklerden vb. bağımsız olduğunu düşünmek istese de, böylesi daha kolaylarına gelse de, iktisadın ahlaktan bağımsız olduğunu düşünmek oldukça güç. Benim yazdıklarım sizi ikna etmediyse, Michael Sandel’in (2013) makalesini okuyun derim. Sonuçta konunun uzmanı o.

Son olarak, şunu da düşünelim bence: İktisat bölümlerinin programında neden zorunlu bir İktisat ve Etik dersi yok? Madem piyasa mantığı dünyamızı şekillendiriyor, bu mantığı üreten iktisatçıların etik bilmesi, yaptıkları işin nereye varacağını düşünen bilim insanları olarak yetişmesi daha güzel olmaz mı? İsterseniz, Sandel’in (2013) makalesine siz de bir göz atın, konuşalım.

İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

Referanslar:


[1] Bu bağlamda, Gneezy ve Rustichini’nin (2000b) “Pay Enough or Don’t Pay at All” (yani, “ya yeterince öde ya da hiç ödeme”) başlıklı makaleleri de ilginizi çekebilir. Bu makale parasal müşevviklerin etkisini inceleyen bir dizi deneyi ele alıyor.


Bu yazı daha önce Açık Ekonomi‘de yayınlanmıştır. Açık Ekonomi’de güzel yazılar var, bir bakın.


Ana görsel: Etienne, https://flic.kr/p/rPF4mT

Diktatör Oyunu: Güç, Para ve Hakkaniyet

Güç ve para insanı bozar mı? Gelin iktisattan ve psikolojiden ne dersler çıkarabiliriz bir bakalım.

Fazla güç, kokain gibidir

İktisat ve psikolojide, güç ve para konusunda yapılmış pek çok çalışma var. Örneğin, Dr. Ian Robertson, gücün beyni tıpkı bir uyuşturucu gibi etkilediğini söylüyor. Güç beyindeki ödül mekanizmasını etkileyerek (kokain gibi) bağımlılık yapıyormuş. Tıpkı evrimsel kuzenlerimiz babunlar gibi, hiyerarşide bir üst mertebeye çıkıp güç sahibi olan insanlar da daha saldırgan, kibirli ve sabırsız oluyormuş. Dr. Robertson, çok fazla gücün, normal idrak kabiliyetini ve duyguları bozabileceğini, yanlış kararlara ve akıl dışı bir risk algısına neden olabileceğini; kişiyi bencilleştirip, empati duygusunu yok edebileceğini de ifade ediyor [1, 2]. Evet, biraz güç faydalı olabilir. Mesela, daha iyi kararlar almanıza neden olabilir [3]. Ama çok fazla güç istiyorsanız, Dr. Ian Robertson’un söylediklerini akılda tutmanızda yarar var.

Diktatör” İktisadı

İktisatçılar, iktisadi karar alma süreçleri ile ilgili deneyler yapmaya başladıklarında, literatürde diktatör oyunu olarak adlandırılan bir oyunu da incelemeye başladılar ve karar verme gücünü elinde bulunduranların ne tür iktisadi davranışlar sergileyeceğini araştırdılar. Diktatör oyunu deneyleri şöyle yapılıyor: Deneklerden birine bir miktar para veriliyor ve deneğe, isterse bu paranın bir kısmını diğer oyuncuya verebileceği söyleniyor. Yani, deneklerden biri “diktatör” olarak seçiliyor, seçme gücü ona veriliyor ve “diktatör” paranın nasıl dağıtılacağına karar veriyor.

Şimdi siz böyle bir deneye katılsanız ne yapardınız bir düşünün. Paranın tamamını kendinize mi saklardınız, yoksa hakkaniyetli olmak adına paranın bir kısmını diğer oyuncuya mı verirdiniz? Bu soruyu ilk soran ben değilim tabii. Daniel Kahneman ve arkadaşları 1986’da benzer bir anket yapmışlar ve öğrencilere iki seçenek sunmuşlar: (a) 20 doları eşit olarak bölüştürmek veya (b) 18 doları alıp diğer oyuncuya 2 dolar vermek. Anket sonucunda çalışmaya katılanların dörtte üçünün parayı eşit bir şekilde bölüştürmeyi tercih ettikleri ortaya çıkmış [4]. Daha sonra gerçek parayla yapılan deneylerde de diktatör rolü verilen deneklerin, iktisat teorisinin öngörülerinin aksine, diğer oyunculara para verdiği ve hakkaniyetli davrandığı ortaya çıkmış.

“Diktatör”ler para dağıtıyor, hakkaniyetli davranıyor! İnsanlık açısından güzel haber! Değil mi? Hemen heyecanlanmayın!

“Diktatör”, elinizdeki parayı da alabilir

Diktatör oyunuyla ilgili az önce bahsettiğim çalışmaların sonuçlarına ne kadar güvenebileceğimizi araştıran daha yeni bir çalışma, bize “diktatör”lere çok fazla güvenmememiz gerektiğini hatırlatıyor. John List adlı iktisatçı, diktatör oyununa bir seçenek daha eklemiş. Bu yeni oyunda “diktatör”ün üç seçeneği var: Verilen parayı kendisine saklama, paranın bir kısmını diğer oyuncuya verme ve diğer oyuncunun parasına el koyma. Şimdi düşünün, hangisini seçerdiniz?

John List’in yaptığı deney sonucunda ne çıkmış dersiniz? Buna şaşırmayacaksınız. Oyundaki “diktatör”lerin çoğu, başkalarının parasına el koyma gücünü de elde edince, karşıdaki oyuncuya para vermekten de vazgeçmiş [5]. Bu deneyden anlıyoruz ki, “diktatör”ler ilk başta sandığımız gibi başkalarına para vermeye çok da niyetli değil. Daha doğrusu beklentiler, davranışları etkiliyor. Paraya el koyma seçeneği, “diktatör”ün ve “diktatör”ün karşısındaki oyuncuların beklentilerini, dolayısıyla da sonuçları etkiliyor. Gerçek diktatörlerin insanların özgürlüklerine ve parasına el koyma güçlerinin olduğu düşünülürse, sadece bunu yapmıyor olmalarını bile bir lütuf olarak görüyor olabilirler. Bu sebeple, onlardan daha fazla hak, daha fazla özgürlük veya hakkaniyet beklemek çok da mantıklı olmayabilir.

Para da bizi bozuyor!

Günümüzde güç deyince, akla para geliyor. Gücü sevenlerin parayı da sevdiklerini biliyoruz. Peki, eline haksız bir şekilde para geçen birine güvenebilir miyiz? Sosyal psikolog Paul Piff, bu sorunun cevabını merak etmiş ve bir deney yapmış. Deneklerden Monopol oyununu oynamalarını istemiş. Ancak, oyunun başlangıcında bazı deneklere daha fazla Monopol parası vermiş. Yani denekler oyuna eşit şartlarda başlamamışlar. Peki, ne olmuş dersiniz? Şu olmuş: Oyuna daha fazla parayla başlayan oyuncular, diğerlerine karşı kaba davranmaya ve oyundaki başarısıyla caka satmaya başlamışlar. Ama sadece bu değil. Bu oyuncular, oyundaki başarılarını oyuna daha fazla parayla başlamalarına değil, daha iyi oynamalarına bağlamışlar. Ve tabii, oyunun oynandığı masada duran krakerleri de onlar yemişler! Cidden. Fena! Değil mi? Monopol oyununda bile biraz güç insanı bozuyor!

Paul Piff, TED’deki konuşmasında şöyle diyor: “binlerce katılımcıyla yaptığımız düzinelerce çalışmada gördük ki, kişinin varlık seviyesi arttıkça, merhamet ve empati duyguları azalıyor ve hak sahipliği ve layık olma duygusu ve kişisel çıkar düşüncesi artıyor.” [6]

Lüks mekânlar ve dürüstlüğünü kaybeden insanlar!

Bu güç ve para işinin bir de ergonomisi var. Gücü sevenlerin, lüks ve geniş mekânları (lüks arabaları, konutları, makam koltuklarını, vb.) da sevdiklerini biliyoruz. Andy Yap ve arkadaşları, lüks mekânların insan davranışını etkileyip etkilemediğini araştırmışlar. Çalışma sonucunda, kaba bir tabirle, insanların yayıla yayıla oturmasına izin veren mekânların (örneğin, lüks otomobillerin veya makam konutlarının), daha fazla güç algısı yarattığı ve bu mekânlardaki insanların dürüst olmayan davranışlar sergilemeye, hile veya hırsızlık yapmaya daha meyilli olduğu ortaya çıkmış [7]. Benzer bir şekilde, Paul Piff’in yaptığı bir çalışma da, lüks araç kullananların trafik kurallarına uymamaya ve yayalara yol vermemeye de daha meyilli olduklarını, daha bencil davrandıklarını gösteriyor [6].

Güç Yozlaştırır

Bu sonuçları genellemek mümkün değil, biliyorum. Para ve güç sahibi herkesi töhmet altında bırakmak gibi bir niyetim yok. Ama insanların para ve güç ile ilişkilerinin çok da sağlıklı olmadığı ortada. Aşırı güç ve para söz konusu olduğunda insanlara çok da fazla güvenemeyeceğimizi gösteren pek çok çalışma var. Dolayısıyla, eğer birisine mutlak güç vermeyi düşünüyorsanız ve bu güce rağmen hakkaniyetli olmasını bekliyorsanız, Lord Acton’un sözlerini hatırlayın: “Güç yozlaştırır, mutlak güç ise mutlak olarak yozlaştırır”! [8]

İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

Notlar:

Kaynaklar:

  • [1] Robertson, I. (2012) Like baboons, our elected leaders are literally addicted to power. http://goo.gl/LMFJ2S
  • [2] Daily Mail (2012) Power really does corrupt as scientists claim it’s as addictive as cocaine. http://goo.gl/EcIrFF
  • [3] Smith, P. K., Dijksterhuis, A., & Wigboldus, D. H. J. (2008). Powerful people make good decisions even when they consciously think. Psychological Science, 19(12), 1258–1259.
  • [4] Kahneman, D., Knetsch, J. L., & Thaler, R. H. (1986). Fairness and the assumptions of economics. The Journal of Business, 59(4), 285–300.
  • [5] List, J. A. (2007). On the Interpretation of Giving in Dictator Games. Journal of Political Economy, 115(3), 482–493.
  • [6] Paul Piff, Para İnsanı Bozar mı? https://goo.gl/wR0sJf
  • [7] Yap, Andy J. ve diğerleri (2013). The Ergonomics of Dishonesty: The Effect of Incidental Posture on Stealing, Cheating, and Traffic Violations. Psychological Science, Kasım 2013, 24: 2281-2289.
  • [8] Acton-Creighton Correspondence (1887) http://oll.libertyfund.org/titles/2254

 

Davranışsal İktisat Nedir?

Davranışsal iktisada ilgi duyan iktisat öğrenciler için küçük bir izleme ve okuma listesi hazırladım, belki işinize yarar. Davranışsal iktisat konusunda sayısız İngilizce kaynak var. Ben burada, daha çok Türkçe kaynakları listeleyeceğim. En sonda birkaç İngilizce kaynak da var.

Videolar (Türkçe altyazılı)

Bu videoların hepsi doğrudan iktisattan bahsetmiyor ama eğer daha önce hiç davranışsal iktisatla ilgilenmediyseniz, bu videoları izleyerek aşağıdaki okumalar için bir altyapı oluşturabilirsiniz. Aslında, bunları her halükarda izleyin bence!

Eğer bu konuşma hoşunuza gittiyse, Dan Ariely’nin diğer TED konuşmalarıiçin adres şu: https://www.ted.com/speakers/dan_ariely
Bunlar benim seçtiklerim. Daha fazlasını şurada bulabilirsiniz: Davranışsal İktisat TED konuşmaları

Okumalar (Türkçe)

Şimdi gelin davranışsal ve deneysel iktisat konusundaki Türkçe blog yazılarına ve makalelere bir bakalım:

Türkçe Kitaplar:


Eğer İngilizce biliyorsanız aşağıdaki video, yazı ve makalelere de bakmanızı tavsiye ederim.

Video (İngilizce)

Daha fazlasını şurada bulabilirsiniz: Davranışsal İktisat TED konuşmaları

Okumalar (İngilizce)

Kitaplar (İngilizce)

Davranışsal iktisatla ilgili İngilizce kitaplara göz atmak isterseniz, aşağıdaki kitap listeleri işinize yarayacaktır:

Online Dersler

Daha fazlası!

Bütün bunlara baktıktan sonra, “ben bu işte uzmanlaşacağım” dediyseniz, aşağıdaki kitaplar başlangıç için faydalı olabilir. Kolay gelsin.

  • Altman, Morris, 2006, Handbook of Contemporary Behavioral Economics. M E Sharpe Incorporated.
  • Altman, Morris, 2012, Behavioral Economics For Dummies. John Wiley & Sons.
  • Angner, Erik, 2012, A Course in Behavioral Economics. Palgrave Macmillan.
  • Camerer, Colin F. et el, 2003, Advances in Behavioral Economics. Princeton University Press.
  • Cartwright, Edward, 2011, Behavioral Economics.
  • Cartwright, Edward, 2014, Behavioral Economics.
  • Diamond, Peter and Vartiainen, Hannu, 2007, Behavioral Economics and Its Applications.
  • Heukelom, Floris, 2014, Behavioral Economics. Cambridge University Press.
  • Just, David R., 2013, Introduction to Behavioral Economics. John Wiley & Sons.
  • Kahneman, Daniel and Tversky, Amos, 2000, Choices, Values, and Frames. Cambridge University Press.
  • Roth, Alvin E., 2015, Who Gets What — and Why. Houghton Mifflin Harcourt.
  • Shafir, Eldar, 2013, The Behavioral Foundations of Public Policy. Princeton University Press.
  • Skorepa, Michal, 2011, Decision Making. Palgrave Macmillan.
  • Wilkinson, Nick and Klaes, Matthias, 2012, An Introduction to Behavioral Economics. Palgrave Macmillan.
  • Wilkinson, Nick, 2007, An introduction to behavioral economics. Palgrave MacMillan.
  • Zamir, Eyal and Teichman, Doron, 2014, The Oxford Handbook of Behavioral Economics and the Law. Oxford University Press.

Not: Eğer bu listeye katkı yapmak isterseniz, yorum kısmından önerilerinizi diğer okurlarla paylaşabilirsiniz.

İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…