Şu Ahlaksız İktisatçılar

Soru basit: İktisat ahlaki bir bilim midir, yoksa değil midir? Başka türlü sorayım: Ahlaki normların iktisatta bir yeri var mıdır? Pek çok iktisatçı ahlakın iktisatta yeri olmadığını söyleyecektir. İktisat gerçekten bir bilimse, iktisatçılar, insanları, fizikçilerin fiziki evreni incelediği gibi inceleyerek, “ay şu atoma haksızlık ediyoruz”, “bak bu atom yalnız kaldı” veya “atomlar sevse de sevmese de biz bu işi yaparız” diyerek mi hareket etmelidir, yoksa iktisada konu olan “atom”ların sevebileceğini, üzülebileceğini, inanabileceğini düşünerek ayaklarını denk mi almalıdır?

Journal of Economic Perspectives’de yayınlanan bir makale işte bu ve benzeri soruları yanıtlamaya çalışıyor (Sandel 2013). Makalenin yazarı Michael Sandel, What Money Can’t Buy: The Moral Limits of Markets (2012) başlıklı kitabın yazarı. Bu kitapta, piyasalaşma olgusunu inceliyor ve her şeyin piyasa değerleri/mantığı ile ele alınmaya başlanmasını eleştiriyor. Sandel’in neden bahsettiğini anlatabilmek için piyasalaş(tır)ma olgusuna birkaç örnek vereyim. Örneklerin hepsi Sandel’in kitabından (merak edenler için ilgili bazı çalışmalara ve haberlere de atıf yapıyorum).

  • Çocuklara iyi notlar karşılığında para vermek (Fryer 2010)
  • Hastalara ilaçlarını kullanmaları için para vermek (Belluck 2010)
  • Ülkelerin oturma izinlerini satışa çıkarması (Reddy ve De Avila 2011)
  • Hükümetlerin çocuk yapmayı teşvik etmek için para vermesi veya ceza kesmesi
  • Çevre vergisi, çevreyi kirletenlere kesilen parasal cezalar (Krugman 2010), çevre kirletme hakkının alınıp satılabilmesi, karbon emisyonu ticareti gibi piyasa odaklı politikalar*

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Hadi ilginç bir örnek daha vereyim. Sporcuların formalarına, hatta Sinan Şamil Sam gibi forması olmayanların sporcuların bedenlerine, reklam almalarını da spor dünyasının piyasa mantığını içselleştirmiş olmasına, sporun piyasalaşmasına bağlayabiliriz.

sinansamilsamgazi

Daha fazla örnek isterseniz, Michale Sandel’in kitabına, o yetmezse Debra Satz’ın (2010) Why Some Things Should Not Be for Sale: The Moral Limits of Markets başlıklı kitabına bakabilirsiniz.

Biraz düşünürseniz, bazı şeylerin para karşılığı alınıp satılmasını, 2012 yılında İktisat Nobel Ödülü’nü alan Alvin Roth’un (2006) da belirttiği gibi, iğrenç, tiksinç veya utanç verici bulabilirsiniz. Mesela, bir şirketin çocuk işçi çalıştırmasını (çocuk işgücü satın almasını) iğrenç, aşağılık bir şey olarak görürüz. Para karşılığı arkadaşlık veya aşk satın almak isteyenleri engelleyen yasalar yok ama sadece finansal çıkar elde edebileceği zenginlerle arkadaşlık yapanların çok da ahlaklı olduğunu düşünmeyiz. Peki ya böbrek piyasası? İnsan böbreği ticareti yapanları da iğrenç insanlar olarak resmetmiyor muyuz? Pek çoğunuzun bu soruya evet cevabı verdiğini tahmin ediyorum, tabii iktisatçı değilseniz.

Yanlış okumadınız, “iktisatçı değilseniz” dedim.  İktisatçı değilseniz, böbrek piyasalarını iğrenç bulabilirsiniz ama sıkı bir iktisat eğitiminden geçmiş hemen herkes iyi düzenlenmiş bir böbrek piyasasının böbrek nakli bekleyen insanların hayatını kurtarabileceğini düşünmekten kendini alıkoyamaz. Sonuçta, insanlar börek bulamadığı için ölüyor ve o insanlar ölürken, biz sağlıklı insanlar “yedek bir böbrekle” dolaşıyoruz! İktisatçı olarak eğitildiyseniz, böyle bir durumda fayda-maliyet analizi yapmanız gerektiğini hissedersiniz. “Eğer böbreklerin iyi düzenlenmiş bir piyasada alınıp satılması mümkünse, neden belki binlerce hayatı kurtaracak bir düzenlemeyi sadece insanlar iğrenç buluyor diye bir kenara koyalım?” diye düşünebilirsiniz. Hatta İran’da böbrek alıp satmanın yasal olduğunu da biliyorsanız (Dehghan 2012), bu işin çok da mantıksız olmadığını düşünebilirsiniz. Bir iktisatçı olarak, böyle bir durumda sözde ahlaklı olmanın veya sosyal normlara mahkûm kalmanın çok maliyetli olduğunu düşünebilirsiniz.

Bunları neden yazıyorum? İktisatçılara ihtiyatla yaklaşmanızı istediğim için değil elbet. İktisatçılara ihtiyatlı bir biçimde yaklaştığınızı zaten biliyorum. 🙂 Bunları yazmamın nedeni şu: Piyasa mantığı ve fayda-maliyet analizleri,  gündelik hayata ve ahlaki normlara yabancılaşmamıza neden oluyor olabilir. Bunu düşünürken şunları da göz önüne alın: İktisada giriş kitaplarında ahlakla ilgili bir bölüm bile yer almıyor; bu konu, genellikle, pozitif ve normatif iktisat ayrımı başlığı altığında geçiştiriliyor. Ancak, iktisadın ve iktisatçıların ahlaktan bağımsız piyasa odaklı düşünme biçimi her gün hayatımızın hemen her noktasında karşımıza çıkıyor. Hal böyleyken, iktisadın ahlaki bir bilim olup olmadığını, iktisatçıların ahlaki normları dikkate almalarının gerekli olup olmadığını düşünmeye başlamamız faydalı olabilir.

Oturma izinleri, çevreyi kirletme izinleri ve bunun gibi şeyler para karşılığında satıldığında sadece piyasaların daha etkin bir biçimde işlemesini mi sağlıyoruz, yoksa dünya üzerinde halihazırda rahatsız edici boyutlarda olan eşitsizliği arttırıyor muyuz? Piyasa mantığı ile hareket etmenin her zaman hakkaniyetli sonuçlar doğurmadığını biliyoruz tabii ama soru şu: Bunu önemsemeli miyiz, yoksa “ne yapalım dünya böyle işliyor!” mu demeliyiz?

Düşünün. Çocuklara sınavlardan aldıkları yüksek notlar karşılığında para verdiğimizde, sadece onları motive etmiş mi oluyoruz, yoksa çocukların eğitim hakkındaki düşünme biçimlerini geri döndürülemez şekilde değiştiriyor muyuz? Eğer değiştiriyorsak, çocukları para ile motive etmeye çalışmaktan vazgeçmemiz iyi olabilir mi? Takdir alınca bisiklet aldığımız o çocuğu, üniversitede spor araba istemeye, üniversitede arabayla ödüllendirdiğimiz çocuğu ise işe girdiğinde şirketin veya devletin tahsis ettiği arabayı özel işleri için kullanmaya motive ediyor olabilir miyiz? Piyasa odaklı düşünme bizi bambaşka insanlar haline getiriyor olabilir mi?

Bu yazının başında bahsettiğim makale işte bu soruları (ve tabii ki daha fazlasını) ele alıyor. Makalede ele alınan ve benim de derslerde kullandığım örneklerden birinden bahsederek konunun önemini vurgulamaya çalışayım.

İktisatçıların mottolarından biri şudur: Parasal müşevvikler önemlidir! Bu mottoyu kabaca şöyle özetleyebiliriz: Eğer birisinin bir işi yapmasını teşvik etmek istiyorsanız para verin, istemiyorsanız ceza kesin. Etrafınıza bakarsanız dünyanın böyle işlediğini görebilirsiniz. Trafikle ilgili tüm düzenlemeler parasal cezaları kullanır. Yatırımı, innovasyonu arttırmak isteyen veya evli çiftlerin daha fazla çocuk yapmasını isteyen hükümetler bunu yapabilmek için parasal ödüller (veya vergi indirimleri vb.) verirler. Bu ödül ve cezalara bakarsanız iktisadi düşünme biçimini ve tabii ki piyasa mantığını nasıl içselleştirdiğimizi de daha iyi idrak edebilirsiniz.

Peki, iktisatçıların bu mottosu, ahlaktan ve ahlaki normlardan bağımsız bir biçimde işleyebilir mi? Çoktan tahmin etmiş olabileceğiniz gibi bu motto, gündelik hayata müdahale edip, davranışlarımızı şekillendirmek için kullanıldığı için ahlaki normlardan bağımsız olarak düşünülemez. Bunu çarpıcı bir şekilde anlamamızı sağlayan bir çalışma var (Gneezy ve Rustichini 2000a). Sorunumuz şu: Bazı anne ve babalar anaokulundaki çocuklarını almaya geç gidiyorlar. Acaba bu anne ve babalara geç kaldıkları için para cezası kesersek, geç kalan ebeveyn sayısını azaltabilir miyiz?

Bunu öğrencilerime sorduğumda, genellikle geç gelen ebeveyn sayısının azalacağını düşünüyorlar. Siz de öyle düşünmüş olabilirsiniz. Ancak sonuç bunun tam aksi. Geç kalan ebeveyne ceza kesilmeye başlanınca, geç kalan ebeveyn sayısı da artıyor. Aşağıdaki grafik durumu özetliyor (Gneezy ve Rustichini 2000a: 7).

geenzy

Grafik, hafta başına geç kalan ebeveyn sayısını gösteriyor. Siyah çizgi ceza uygulanan anaokullarındaki durumu gösteriyor, diğeri ise ceza uygulaması olmayanları. İlk dört hafta her iki grupta da ceza uygulanmıyor. Daha sonra (grafikte siyah çizgi ile gösterilen) bazı anaokullarında geç kalanlara para cezası uygulanmaya başlanıyor. Gördüğünüz gibi cezanın uygulanmaya başladığı haftada, cezanın uygulandığı anaokullarında geç kalan ebeveyn sayısı artıyor. Daha da ilginci şu: 17. haftada ceza uygulaması kaldırılıyor ancak buna rağmen bir ceza uygulamasına konu olan anaokullarında geç kalan ebeveyn sayısı azalmıyor.

Parasal ceza uygulaması ebeveyn davranışlarını geri döndürülemez bir biçimde değiştiriyor. Peki neden? Pek çok açıklama üretilebilir. Ama şunu bir düşünün. Ceza uygulamasından önce anne ve babaların gecikmemelerinin ardındaki nedenler neydi? Herhalde birincisi sorumluluk duygusudur, ikincisi ise “geç kalırsam diğer anne-babalar ve anaokulu öğretmenleri hakkımda ne düşünür” düşüncesidir. Ceza uygulamasından önce anne-babaların ahlaki kaygılar taşıdığını ve ahlaki-sosyal normlara uymaya çalıştığını düşünebiliriz. Peki ceza uygulamasından sonra ne oluyor? Sanırım ceza uygulamasını gören anne-babaların geç kalmayı bir ahlaki mesele olarak değil, satın alınabilecek bir hizmet olarak görmeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özetle anaokullarında piyasa mantığını uygulamanın ebeveynlik ile ilgili ahlaki ve sosyal normlarımızı etkilediğini düşünmek mümkün. Tabii ceza uygulamasının kaldırılmasının geç kalan ebeveyn sayısını (en azından hemen, çalışmaya konu olan süre içinde) azaltmadığını da dikkate alırsak, piyasalaşmanın geri döndürülemeyecek bazı sonuçları olabileceğini de düşünebiliriz.

İktisatçı okurlarım, hemen şöyle düşünmüş olabilir: Bu çalışma parasal cezanın etkisiz olduğunu göstermiyor, sadece ceza miktarının yeterli olmadığını gösteriyor; eğer para cezası arttırılırsa, geç gelen ebeveyn sayısı azalır”.[1] Çok doğru. Ancak mesele bu değil. Meselemiz, parasal müşevviklerin sosyal ve ahlaki hayatımızı geri döndürülemez bir biçimde değiştirip, değiştirmediği.

Daha fazla “spoiler” vererek Sandel’in makalesini okuma deneyiminizi berbat etmek istemiyorum. Yine de sizi motive etmek için makaledeki bir iki örnekten daha kısaca bahsedeyim. Bağış toplayan çocuklara, topladıkları bağış miktarıyla orantılı bir parasal ödül verirsek, çocuklar daha fazla bağış toplar mı? Hmmm. Zor soru, değil mi? Cevap: Eğer para toplayanlara çok fazla para vermiyorsanız, güzel amaçlar için bağış topladığını düşünen çocuklar, para karşılığı bağış toplayanlara göre daha fazla bağış toplayabilir. Peki, insanlar daha fazla kan bağışlasın diye kan bağışlayanlara para verirsek, daha fazla kan “bağışı” alabilir miyiz? Yok, maalesef, bağış işi tam öyle işlemiyor. İnsanların kanını satın almaya kalktığınızda insanlar kan vermekten vazgeçebiliyor… Özetle işin içine para ve piyasa mantığı girince, dünyaya eskisinden daha farklı bakabiliyoruz.  Ha bu her zaman ve her koşulda kötü bir şey midir? Muhtemelen değildir. Ama biz yine de bunları bir düşünelim.

İktisatçılar her ne kadar yaptıkları işin, politika önerilerinin ve derste anlattıklarının ahlaktan, sosyal normlardan, geleneklerden, göreneklerden vb. bağımsız olduğunu düşünmek istese de, böylesi daha kolaylarına gelse de, iktisadın ahlaktan bağımsız olduğunu düşünmek oldukça güç. Benim yazdıklarım sizi ikna etmediyse, Michael Sandel’in (2013) makalesini okuyun derim. Sonuçta konunun uzmanı o.

Son olarak, şunu da düşünelim bence: İktisat bölümlerinin programında neden zorunlu bir İktisat ve Etik dersi yok? Madem piyasa mantığı dünyamızı şekillendiriyor, bu mantığı üreten iktisatçıların etik bilmesi, yaptıkları işin nereye varacağını düşünen bilim insanları olarak yetişmesi daha güzel olmaz mı? İsterseniz, Sandel’in (2013) makalesine siz de bir göz atın, konuşalım.

İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

Referanslar:


[1] Bu bağlamda, Gneezy ve Rustichini’nin (2000b) “Pay Enough or Don’t Pay at All” (yani, “ya yeterince öde ya da hiç ödeme”) başlıklı makaleleri de ilginizi çekebilir. Bu makale parasal müşevviklerin etkisini inceleyen bir dizi deneyi ele alıyor.


Bu yazı daha önce Açık Ekonomi‘de yayınlanmıştır. Açık Ekonomi’de güzel yazılar var, bir bakın.


Ana görsel: Etienne, https://flic.kr/p/rPF4mT

Reklamlar

6 adımda piyasa yorumcusu olma rehberi

TV ya da gazetelerde ekonomi yorumu yapmak sandığınız kadar zor değil!

Heyecan verici değil mi? Bu yazıyı okuduktan sonra siz de rahatlıkla piyasaları yorumlayabileceksiniz. Hatta biraz yaratıcı bir kişilikseniz bu işten para kazanmaya bile başlayabilirsiniz. Hemen başlayayım.

1 – Piyasa yorumlarının temel mantığını kavrayın

İlk adım, piyasa yorumlarının genel mantığını çözmek. Çok fazla yorum okumanıza gerek yok. Ama biraz okumanız faydalı olacaktır. Piyasa yorumlarını okurken göreceğiniz ilk şey şu olacak: Yorumcular genellikle piyasaları güncel gelişmeler ışığında yorumlar. Bunu nasıl yapacağınızı daha sonra açıklayacağım. Şimdi içeriğe odaklanalım.

Diyelim ki, Türkiye’nin gündeminde koalisyon tartışmaları var. Bu konuda neler yazılmış bakmak için İnternette “piyasalar koalisyon” araması yapın. Karşınıza şöyle başlıklar çıkacaktır:

  • Piyasalar “koalisyon olmaz”a yatırıyor
  • Piyasalar koalisyon ihtimalini satın aldı
  • Piyasalarda koalisyon tedirginliği
  • Piyasalara koalisyon dopingi
  • Piyasalar koalisyon ihtimallerini değerlendiriyor
  • Koalisyon hesapları piyasaları etkilemedi

Bu başlıklar kaolisyon ve piyasalara özel başlıklar gibi görünüyor. Ama biraz daha yorum okuyunca göreceksiniz ki, daha genel bir format var. Açıklayayım.

Gündemdeki konuya X dersek, piyasa yorumlarınızı şu kuralları kullanarak biçimlendirebilirsiniz:

Eğer piyasalarda fazla bir şey olmuyorsa,

“Piyasalar X ihtimalini değerlendiriyor”;

Kötüye gidiyorsa

“Piyasalarda X tedirginliği”;

Çok kötü gidiyorsa,

“Piyasalar X ile çöktü”;

İyi gidiyorsa

“Piyasalara X dopingi”

veya

“Piyasalar X ile uçtu, çoştu, yükseldi”.

Sanıyorum olayı kavradınız. Bundan sonra piyasa yorumlarını okurken yorumcuların güncel gelişmeleri nasıl bir Aikido ustası gibi kendi silahları haline getirdiklerini iyi gözlemleyin. Yorumları okumadaki tek amacınız, kullandıkları yöntemi öğrenmek olsun. İçeriğe değil, yönteme odaklanın. Piyasa yorumculuğu çok fazla düşünmeden piyasaları yorumlama becerisi gerektirir. Sizi otomatiğe bağlayacak bir yöntem bu sebeple önemlidir.

2 – Piyasalara inanın, ona sığının

Piyasaları nevi şahsına münhasır, insanlardan bağımsız bir şekilde kendi başına hareket eden, hafif şizofren bir kişilik olarak düşünebilirsiniz! Orada bir güç var uzakta, ama tam olarak nedir bilmiyoruz. Problem değil. Piyasanın gücü sizin gücünüzdür. O güce inanın! Ona sığının. Sonuçta ne oluyorsa piyasalar yapıyor. Bunu unutmayın. Piyasaların kudretinden asla şüphe etmeyin.

3 – Ne olup bittiğinden haberdar olun

Piyasaların önemli bir özelliği de her şeyi görmesi, her şeyi bilmesi ve her şeye tepki vermesidir. Piyasalar her şeye tepki verdiği için gündemdeki konu neyse hemen piyasalara bağlayabilirsiniz. Fenerbahçe şampiyon mu oldu?

“Şampiyonluk sonrası piyasalarda olumlu hava”

diye bir başlık atabilirsiniz. No problem!

Çocuğunuz sünnet mi oldu?

“Sünnet sezonunun açılmasıyla, piyasalar medikal firmaları fiyatlıyor”

gibi bir şey söylerseniz çok da zorlama olmaz. Ama siz yine de sünnet olan kişi IMF başkanı falan değilse, piyasaları işe karıştırmayın.

İyi bir yorumcu olmak için, önemli siyasal gelişmeleri takip edin. FED’in ne yaptığını adınız gibi bilin. Para politikası kurulu toplandığında iki eliniz kanda da olsa faiz oranına ne oldu öğrenin. Büyük skandallar, ihaleler vb. gibi konularda da radarınız açık olsun. Ama korkmayın haberleri baştan sona okumanıza gerek yok.

Evet!

Bir piyasa yorumcusu olarak, günün 24 saatini haber sitelerinin resim galerilerinde bile geçirebilirsiniz. Sonuçta eğer bir şey yeterince önemliyse, piyasa o şeyin bir resim galerisi olmasını garanti eder.

Cidden!

Ne öğrendik? Ne olup bittiğinden biraz olsun haberdar olun. Çünkü her konuyu piyasalara bağlayacaksınız.

4 – Mutlaka ama mutlaka muğlak olun

Muğlaklık piyasa yorumcusunun en sadık dostudur. İş edinip piyasaları tanımaya, anlamaya kalksanız bile şunu göreceksiniz: Piyasaların, doların, avronun, altının falan ne yapacağını kestirmek oldukça güç. Nobelli ekonomi profesörleri bile piyasaların ne yapacağını öngöremiyor. Mesela, dolar koalisyona tepki veriyor olsa bile, dün verdiği tepki ile bugün verdiği birbirini tutmayabiliyor. Bu sebeple, kesinlikten kesinlikle kaçınmalısınız. Muğlaklık ikinci adınız olmalı.

Diyelim ki birisi size “X olursa dolar ne olur?” diye sordu. Ne yapacaksınız? Açıklayayım. Önce cevabı biliyormuş gibi konuya girin. Mesela şöyle diyebilirsiniz:

“X olursa ne olabileceğini zaten az çok tahmin edebiliyorsunuzdur…”

Bu girişle hem konuyu bildiğinizi göstermiş oldunuz, hem de bunu zaten herkesin bilebileceğini ima ederek, ikinci bir soru gelmesi ihtimalini bertaraf ettiniz. Ayrıca neye ne olacağını da söylemediğiniz için tamamen güvendesiniz. Şimdi, 3. adımda öğrendiklerinizi uygulayın. Bildiğiniz ne varsa kullanın. Mesela, lafa şöyle devam edebilirsiniz:

“Ancak FED’in kararını dikkatli yorumlamakta fayda var; tutanakların ikinci sayfasının üçüncü paragrafındaki belirsizlik vurgusu çok önemli, malum petrol fiyatlarındaki gelişmeler…”

Böyle devam edin. Bir yere varmanız gerekmiyor. Hatta mümkünse bir yere varmayın. Yorumlarınız yer çekimsiz ortamda dökülen mercimek çorbası gibi olsun.

Son olarak “piyasalar, piyasalar” diye konuşun ana hangi piyasalardan bahsettiğinizi mümkün olduğunca söylemeyin. Hatta daha da güzeli, hangi piyasalardan bahsettiğinizi siz bile bilmeyin. Birisi sizi zorlamazsa hangi piyasalardan bahsettiğinizi söylemeyin. Çok zorlanıp da belirli bir piyasadan bahsetmek zorunda kalırsanız, en kısa zamanda piyasalar edebiyatına geri dönün. Dedim ya, piyasalara inanın, ona sığının. O sizi korur!

5 – Konuyu teknik terimlerle süsleyin

Dolar yorumunuz harika oldu. Ancak, biraz daha prim yapmak istiyorsanız biraz teknik terim öğrenebilirsiniz. Parite, bant, ikili tepe formasyonu, çift dip formasyonu, vesaire gibi teknik terimleri kullanarak yapacağınız bir yorum çok daha etkileyici olacaktır. Konuya kısa bir giriş yapalım. Dolar grafiğine bakın, yukarı doğru gidiyorsa “dolardaki yukarı yönlü hareket” diye lafa başlayın. Sonra doların son üç aydır (gündür, yıldır, kafanıza göre takılın) geçmediği bir seviye belirleyin. Mesela 2.8’i geçmemiş olsun. Tamam. Şimdi eğer dolar grafiği buraya yaklaşıyorsa, “dolar 2.8 bandını zorluyor” diye devam edebilirsiniz. Grafikteki tepe ve dip noktalarına isim verin. İki tepe varsa, ikili tepe formasyonu, üç varsa üçlü formasyon… Konuyu anladınız. Bu konuda yaratıcı olabilirsiniz. Mesela, görseldeki “kusan deve formasyonunu” görebiliyor musunuz?

1095252_0f28687fa819d767a71c76b6343f1fe6

Kusan Deve Formasyonu*

Grafiklerde bulduğunuz formasyonları daire içine alın. “Buradaki formasyon önemli” deyin. Eğer bir TV programındaysanız, ekrana yansıyan grafiğe yapmadığınızı bırakmayın. Çizgiler çekin, grafiklerin belirli noktalarına “zoom” yapın, bir şeyi gösterirken başka grafikler açıp kapatın. Eliniz kesinlikle boş durmasın. Sonuçta bir şey söylemeyeceksiniz. Söyleyeceğiniz şey mealen şu olacak:

“Dolar artarsa, artar; artmıyorsa ya azalacaktır ya da aynı kalacaktır.”

Bunu ne kadar süslerseniz, o kadar iyi. Bir şey söylememiş olmanıza rağmen, çok şey söylemiş olduğunuz izlenimini yaratmanız lazım. Çünkü piyasa yorumculuğu bunu gerektirir!

6 – Bütün bildiklerini birleştirin ve köşe yazınızı hazırlayın

İlk 4 adımda piyasa yorumcusu oldunuz. Şimdi bunu gösterme zamanı. Hemen bir köşe yazısı taslağı çıkarın. Bu hafta neler oldu? Not edin. Örnek vereyim. Varsayalım ki gazetelerden şunları öğrenmiş olun: Yağmur yağmış, milletvekilleri yemin etmiş, koalisyon tartışmaları devam ediyormuş, Yunanistan’da bir şeyler olmuş, ABD’de 0,2’lik daralma olmuş, Dolar/TL kuru oynakmış, meclis başkanı seçilecekmiş, ABD istihdam verisi gelecekmiş, kaya gazı ihalesi yapılacakmış, vb.

Şimdi, bunları gönlünüzce birleştirin. Her şeyin piyasaları etkilediğini unutmayın. Düşük cümleler kurmayı dert etmeyin. Bu, piyasa yorumculuğunun olmazsa olmazlarındandır. Şimdi bir deneme yapalım. Mesela, şöyle bir şey yazabilirsiniz:

“Haftaya yağmurun verdiği ferahlık ve milletvekili yeminleriyle başlarken, piyasaların koalisyon konusundaki temkinli tavrı ve dış piyasalarda Yunanistan faktörü dışında önemli bir belirsizlik olmamasının da etkisiyle, ABD’den gelen 0,2’lik daralma haberinin çalkantısını olağandışı bir şekilde hissettik. Dolar/TL’deki tatlı ekşi oynaklık sizi endişelendirmesin. Meclis başkanının seçilmesiyle daha da belirginleşecek olan koalisyon seçenekleri piyasaya yön vermeye devam ederken, piyasalar ABD’den gelecek açıklamalara ve Çin’deki gelişmelere odaklanıyor olacak. İstihdam verisini beklerken, kaya gazı ihalesindeki son pürüzlerin giderilmesi ve bakır ihracatındaki gelişmelere dikkat etmekte fayda var. Merkez Bankası’nın şahin görünümlü kumru pozisyonunu hükümet belli olana kadar bozması beklenmiyor. Avro-dolar paritesindeki çapraz yönlü hareket ciddi ekonomik kararları ertelemenize neden olabilir. Ancak, doların 2.8 bandını zorlaması güç görünüyor. Böyle bir yukarı yönlü hareket geldiği takdirde, paritenin bundan etkileneceğini öngörmek zor değil. Paritenin değişmemesi durumunda, TL’nin avro karşısında da değer kaybetmesi beklenebilir. Forex’te kaldıracın büyüsüne aldanıp aceleci hareket etmemekte fayda var. Malum yaz ayları.”

Oldu gibi. Tabii bu ham metin üzerinde biraz daha çalışmak gerekiyor ama mantık bu. Gerisini siz halledersiniz. Yorumunuzu tamamlayınca, dikkat etmeniz gereken son bir şey var. Yanlışlıkla bunu bir gazetenin astroloji sayfasına göndermeyin. Sayıların ve grafiklerin olduğu bir finans sayfasında yayınlanması lazım. Gerisini piyasalar halleder.

Kolay gelsin.


İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

Not.

* Görseli Twitter’da @BKBrianKelly paylaştı. https://goo.gl/9kr78f


Bu yazı daha önce 25.06.2015 tarihinde Business HT‘de yayınlanmıştır. 

2014 Nobel Ekonomi Ödülü’nden alınacak 7 ders

Jean_Tirole

2014 Nobel Ekonomi Ödülü’nü, Fransız iktisatçı Jean Tirole aldı. Ödül, Tirole’ün “piyasa gücü ve regülasyon” konularındaki katkıları nedeniyle verildi. Tirole’ün katkılarını kısa bir yazıda özetlemek neredeyse imkânsız. Bu sebeple, Tirole’ün iktisada katkı yaptığı alanları anlatmak yerine, Tirole’ün çalışmalarından çıkarabileceğimiz 7 temel dersi özetlemeye çalışacağım.

(1) Piyasalar her zaman etkin bir şekilde işlemez

Piyasalar, çoğu zaman iktisattaki tam rekabet idealinden oldukça uzaktır. Elektrik piyasası, taksi piyasası, telekomünikasyon piyasası gibi piyasalarda tam rekabet koşulları genellikle oluşmaz. Bazı piyasalara tek bir firma hâkimdir. Bazılarında az sayıda firma vardır. Diğer piyasalarda ise firmalar, birbirinin aynısı olan ürün ve hizmetler üretmez. Bunlara ek olarak enformasyon akışındaki aksaklıklar, firmaların üretim sürecinde çevreyi kirletmesi gibi dışsallıklar, sosyal fayda sağlayacak mal ve hizmetlerin serbest piyasada üretilmemesi gibi pek çok aksaklık nedeniyle gerçek piyasalar tam rekabet idealinden uzaklaşır. Jean Tirole’ün Nobel Ödülü’nü almasının nedenlerinden biri aksak rekabet koşullarını daha iyi anlamamıza yaptığı katkıdır.

(2) Aksak rekabet koşullarını anlamak önemlidir

Tıpkı tam rekabette olduğu gibi, aksak rekabetin olduğu piyasalarda da firmaların temel amacı (genellikle) daha fazla kâr elde etmektir. Ancak tam rekabetçi piyasalarda tüketicinin lehine işleyen bu kâr güdüsü, aksak rekabette tüketicinin aleyhine sonuçlar ortaya çıkarabilir. Tam rekabetin aksine, aksak rekabette firmaların piyasa gücü vardır. Mesela, fiyatları belirleyebilirler. Bu sayede, ürün ve hizmetlerini tam rekabete kıyasla çok daha yüksek fiyatlardan satabilirler. Dolayısıyla, bu piyasaların devlet tarafından düzenlenmesi, mesela devletin fiyatlara müdahale etmesi, sosyal faydayı arttırabilir. Devlet, taksimetre tarifesini, kredi kartı minimum ödeme oranını veya internet bağlantı ücretlerini belirlemek gibi müdahalelerle tüketici refahını arttırabilir veya piyasaların daha iyi işlemesini sağlayabilir. İktisat teorisi, tüketicilerin ve firmaların aksak rekabet koşullarında nasıl davranacağı inceleyerek, devletin bu piyasalara nasıl müdahale edebileceğini anlamamıza yardım eder. Jean Tirole’ün önemli bir katkısı, aksak piyasaların nasıl işlediğini daha iyi anlamamızı sağlamış ve bu piyasaların düzenlenebilmesi için gerekli teorik çerçeveyi kurmuş olmasıdır. Yani Jean Tirole, piyasa gücünü ve devlet düzenlemelerini (regülasyon) daha iyi anlamamızı sağladığı için Nobel’e layık görüldü.

(3) Devlet düzenlemeleri gereklidir ancak zordur

Jean Tirole, devlet düzenlemelerini tasarlamanın oldukça zor olduğunu da göstermiştir. Devletin veya düzenleyici kamu otoritelerinin işe yarar bir düzenleme yapabilmesi için piyasanın yapısı hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Ne var ki, düzenlemeye konu olacak firmalar çoğu zaman piyasanın işleyişi ve maliyetler konusunda devletten daha fazla bilgiye sahiptir. Gerek aksak işleyen piyasalar düzenlenirken, gerekse kamu ihaleleriyle özel firmalara iş verilirken, devlet bu enformasyon/bilgi eksikliği sorunu ile karşı karşıyadır. Jean Tirole’ün çalışmaları, bu sorunun önemini ve etkili bir devlet düzenlemesinin zorluğunu daha iyi kavramamızı sağlamıştır.

(4) Devlet düzenlemeleri piyasaya özgü olmalıdır

Devlet düzenlemelerinin zor olmasının önemli bir nedeni de her sektörün, her piyasanın farklı olmasıdır. Belirli bir piyasada düzenleme yapabilmek için bu piyasanın işleyişi ile ilgili detaylı bilgiye ihtiyaç vardır. Genel geçer ilkelerle piyasalara müdahale etmek her zaman mümkün değildir. Jean Tirole’ün çalışmaları özellikle bu vurguyu yaptığı için önemlidir ve Nobel ödülüne layık görülmüştür. Jean Tirole, telekomünikasyon piyasası ve finansal piyasalar gibi piyasalarla ilgili incelemelerinde devlet düzenlemelerinin başarısının piyasaya koşullarına ve bu piyasalardaki firma ve tüketicilerin davranışlarına bağlı olduğunu göstermiştir. Devlet düzenlemelerinin piyasaya özgü olması gerektiğini vurgulamıştır.

(5) Kötü devlet düzenlemeleri maliyetlidir

Piyasa koşulları ve piyasadaki aktörlerin müşevvikleri dikkate alınmadan yapılan düzenlemeler toplum için maliyetlidir. Devlet müdahaleleri iyi tasarlanmadığı takdirde, kamunun değil, belirli firmaların işine yarayan sonuçlar ortaya çıkarabilir ve sosyal faydayı azaltabilir. Jean Tirole, bu genel sonucu destekleyen pek çok çalışma yapmış ve bu türdeki pek çok çalışmaya katkı yapmıştır.

(6) Kötü devlet düzenlemeleri yolsuzluğa neden olabilir

Jean Tirole’ün Jean-Jacques Laffont ile birlikte yaptığı bir çalışma, sosyal faydayı amaçlayan yüksek devlet otoritesi, devlet düzenlemesine aracılık edecek düzenleyici kuruluş ve düzenlemeye tabii olan firma arasındaki ilişkiyi inceleyerek düzenleme tuzağı (regulatory capture) olarak anılan olguyu daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Firmaların piyasanın işleyişini ve maliyetleri devletten daha iyi bildiğini daha önce söylemiştim. Düzenleyici kuruluş da süreç içinde firmanın ve piyasanın yapısıyla ilgili detaylı bilgiye sahip olur. Her ikisi de piyasayı yüksek devlet otoritesinden daha iyi bildikleri için, düzenleyici kuruluş ve firma işbirliği yaparak yüksek devlet otoritesinden bilgi saklayabilir ve böylece enformasyon rantını paylaşabilirler. Örneğin hükümet, belediyelere ihale düzenleme veya denetleme yetkisi verdiğinde, belediye yetkilileri hükümetten bilgi saklayarak enformasyon rantını paylaşabilirler. Özetle, yüksek devlet otoritesinin düzenleyici kuruluşlara güvenmesi için bir sebep yoktur. Bu sorunu dikkate almayan devlet düzenlemeleri veya müdahaleleri, sosyal faydayı arttırmadığı gibi, bir tür yolsuzluk ilişkisine yol açarak toplumun refahını azaltabilir.

(7) Devletin amacı sosyal faydayı arttırmak olmalıdır

Jean Tirole, çalışmalarının çoğunda firmaların kâr peşinde koştuğunu ancak yüksek devlet otoritesinin sosyal faydayı arttırmayı amaçladığını varsayar. Tirole, devletinin bu amaca ulaşmasının zor olsa da mümkün olduğunu göstermiş ve bunun için gerekli teorik çerçeveyi sunmuştur. Sadece bunu yapmış olması bile Nobel’i hak ettiğinin bir kanıtı olarak düşünülebilir.

Yüksek devlet otoritesi, doğru mekanizmaları tasarlayarak, kamu ihalelerinin maliyetini düşürüp ürünlerin kalitesini arttırabilir, düzenleyici kuruluşların firmalarla işbirliği yapıp sosyal faydayı azaltmasını engelleyebilir, aksak rekabetin zararlarını azaltabilir ve özelleştirmelerin belirli çıkar gruplarına değil topluma hizmet etmesini sağlayabilir. Tüm bunların olması için, yüksek devlet otoritesinin sosyal faydayı arttırmayı amaçlıyor ve Jean Tirole gibi iktisatçıların söylediklerine kulak veriyor olması gerekir. Yüksek devlet otoritesi, kendi çıkarları peşinden koşarsa veya belirli çıkar gruplarına hizmet ederse, bunların hiçbiri olmaz. Nobel ödülünden alacağımız derslerin de bize hiçbir faydası kalmaz.


İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

Not: Jean Tirole’ün katkılarıyla ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenler için küçük bir okuma listesi hazırladım: Nobel Ekonomi Ödülü Okumaları


Bu yazı daha önce Wall Street Journal‘da yayınlanmıştır.


Görsel: Prix Nobel d’économie 2014

Şart midur?

Dani Rodrik’in kitabını anlatacağım ama önce Kaçkarlar’daki rehberi anlatmam lazım.

Kaçkarlar’daki Rehber

Üniversite yıllarında bir tura katılıp Kaçkarlar’a gitmiştim. Kamp yapacağım, dağlarda takılacağım… Gençlik işte! Her neyse, yaylaya çıktıktan sonra bize bir rehber verdiler. Düştük yollara. Rehber yürüdükçe yürüyor. Ben ise onca yoldan gelmişim, yorgunum. Bir an önce kamp kurup, biraz dinlenmek istiyorum.

Baktım rehberin durmaya niyeti yok, sordum: “Artık şuralarda bir yerde kamp yapsak mı?”

Rehber: “Şart midur?”

Düşündüm. Eh biraz daha yürüyecek enerjim var. Hem muhtemelen kamp için daha uygun bir yer bulabiliriz. Burada kamp yapabileceğimiz gibi başka bir yerde de yapabiliriz. Burası olmazsa, şurası olur. Dolayısıyla illa o noktada kesinlikle kamp kurmamız, şart midur? Değildur!

Yürümeye devam ettik. Artık iyice yorulmaya başlayınca bir daha sordum:

– “Artık durup, çadırları kursak mı?”
– “Şart midur?”

Düşündüm. Şart değildur! Yani biraz daha yürüyebilirim; hem belki daha güzel bir yerde kamp kurabiliriz… Dolayısıyla, illa ki tam o noktada kamp kurmamız şart değildur!

Bütün Kaçkarlar maceram böyle geçti. Yaylaya iniyoruz, “Burada yemek yesek mi?” diye soruyorum, cevap aynı: “Şart midur?” Düşünüyorum, gerçekten de değildur! Başka güzel yerler de var. Burada değil, şurada da yiyebiliriz…  “Şurada oturup su içsek?” “Şart midur?” “Değildur!” İlla ki oturmamız gerek yok, yürürken de içebiliriz…

Şart midur? Değildur! Şart midur? Değildur!

Kaçkarlar’daki rehber, bana önemli bir şey öğretti: Eğer dikkatlice düşünürsek, pek çok şey şart değildur!

Ekonomide hemen hemen hiçbir şey şart değildur!

Ekonomi derslerinde, özellikle de iktisadi büyüme ile ilgili derslerde, öğrencilere Kaçkarlar’daki rehberin hikâyesini anlatıyorum. Diyorum ki, bu dersten hiçbir şey öğrenmeseniz bile bunu unutmayın: Ekonomide hemen hemen hiçbir şey şart değildur!

Tasarrufları arttırınca, yatırımlar artar ve böylece iktisadi büyüme gerçekleşir diye düşünüyor olabilirsiniz. Peki bu şart midur? Değildur! Evet, tasarruf ve yatırım önemlidir ama sadece yatırımla bir yere kadar büyüyebilirsiniz. Üretkenliği arttırmadığınız takdirde, olduğunuz yerde debelenip durmanız gayet olasıdır.

Faizleri düşürünce yatırım artar mı? Şart değildur, çünkü yatırım davranışının tek belirleyicisi faiz değildir.

Eğitim her zaman iktisadi büyümeye yol açar mı? Şart değildur, çünkü eğitimin büyümeye katkı yapabilmesi için pek çok başka şeyin de yerli yerinde olması gerekir.

Ticaretin serbestleşmesi herkesin refahını arttırır mı? Şart değildur! Serbest ticaret çoğu zaman kazananlar ve kaybedenler yaratır. Ticaretin ülke ekonomisini nasıl etkileyeceği, pek çok başka koşula da bağlıdır…

Özetle, söz konusu ekonomi olduğunda hemen hemen hiçbir şey sart değildur. Peki neden? İşte Dani Rodrik, Economics Rules başlıklı son kitabında bu sorunun cevabını çok güzel veriyor.

İktisadın Doğası

İktisat, politikalar aracılığıyla, hayatın her alanına etki eden bir bilim olduğu için, iktisatçıların da, politikacıların da, vatandaşların da, iktisadın ne işe yaradığı ve nasıl işlediği konusunda biraz düşünmesinde fayda var. İktisat bir bilim midir? İktisatçıların her dediğini doğru kabul etmeli miyiz? Onlara güvenebilir miyiz? İktisat politikası önerilerini nasıl değerlendirmeliyiz? Bu soruları sormamız ve tartışmamız gerekiyor.

Ancak, bir sorun var. Bu soruların yanıtları ve iktisadın doğası ile ilgili sayısız farklı görüş var. Bazıları iktisadın fizik gibi kesin bir bilim olduğunu söylerken, diğerleri bu yaklaşımı eleştiriyor ve iktisattaki soyut modellerin, doğası gereği karmaşık olan ekonomilerde olup biteni (gerçekliği) açıklayamadığını söylüyor. Yani bazıları “iktisatçılara güvenin” derken, diğerleri “aman dikkat, bu iktisatçılar neden bahsettiklerini bilmiyor” diyor.

Biliyorsunuz, 2008 krizi sonrasında iktisatla ilgili eleştiriler ayyuka çıktı. Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman bile iktisatçıların matematiksel modellerin güzelliğine kanıp gerçekliği unuttuğunu söyledi. Eleştirel iktisatçılar ve diğer sosyal bilimciler buna benzer eleştirileri uzun zamandır dile getiriyordu. İktisat modellerinin gerçeğe uygun olmayan varsayımlar yaptığını ve bu sebeple açıklama ve öngörü yapmada başarısız olduğunu söylüyorlardı. Hala da söylüyorlar.

Tabii iktisada yapılan eleştiriler bununla da sınırlı kalmıyor. İktisatçıların serbest piyasa ideoloğu olduğu ve diğer sosyal bilimleri yok saydığı da sıklıkla dile getirilen eleştiriler arasında. Özetle, iktisadın doğası ve iktisat modellerinin açıklama gücü ile ilgili büyük bir kafa karışıklığı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kime inanmalıyız? Bize iktisadın hemen her şeyi açıklayabilecek kadar güçlü bir bilim olduğunu söyleyenlere mi, yoksa iktisadı eleştirenlere mi?

Economics Rules

Dani Rodrik, Economics Rules’da iktisatla ilgili bu kafa karışıklığını gidermeye çalışıyor. Kitap, bir taraftan iktisada yapılan eleştirilerin bazılarının yersiz olduğunu iddia ederken, diğer taraftan da iktisatçıları eleştiriyor. Mesela, bir taraftan iktisat modellerinin soyut olmasının, gerçekliğe uygun olmayan varsayımlar içermesinin ve karmaşık iktisadi gerçekliği basitleştirerek ele almasının eleştirilecek bir şey olmadığını söylerken; diğer taraftan da iktisatçıların, özellikle de iktisat politikası tasarlayanların, sık sık iktisat modellerini yanlış bir şekilde kullandıklarını söylüyor.

Rodrik’e göre iktisadın güzelliği ve gücü, iktisat modellerinin çeşitliğinden geliyor. Her model bize belirli koşullar altında ne sonuçlar ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Burası önemli! Farklı modeller, farklı varsayımlar yaptığı ve dolayısıyla da farklı koşullar altında geçerli olduğu için, bir modelin sonuçlarının her durumda geçerli olduğunu söylemek zor. Dolayısıyla, Rodrik, iktisatta herhangi bir sorunun doğru cevabının “duruma bağlı” olduğunu söylüyor.

İktisattaki soruların doğru yanıtı duruma bağlıysa, o zaman iktisat modellerinin sonuçlarını da dikkatli bir şekilde yorumlamak gerekiyor. Örneğin, bir model bize serbest ticaretin herkes için iyi olduğunu söylüyorsa, bunu belirli varsayımlar yaparak söylediğini hatırlamamız gerekiyor.

Yani model, belirli koşullar altında serbest ticaret herkes için iyidir diyor; ancak başka koşullar geçerli olduğunda serbest ticaretin herkes için faydalı olup olmayacağını bize söylemiyor. Dolayısıyla, bu modelden yola çıkıp politika önerisi üretirken, modelin bir gerçeklik testinden geçirilmesi gerekiyor. Eğer bu model gerçeklik testini geçmiyorsa, duruma uygun başka modelleri dikkate almak icap ediyor. Rodik’in iktisat modellerinin çeşitliğini iktisadın zenginliği olarak görmesinin nedeni de bu. Farklı koşullarda ne olacağını gösteren pek çok model var. Doğru modeli seçmek ise bir zanaat; bilgi ve deneyim gerektiriyor.

Dani Rodrik’e göre iktisatta yapılan en büyük hatalardan biri, iktisat modellerinin çeşitliliğini ve modellerin sonuçlarının duruma bağlı olduğunu unutmak. İktisadı eleştirenler de, bir modelden yola çıkıp genel geçer iddialarda bulunanlar da bu hataya düşüyor.

Özetle Rodrik, diyor ki, iktisatta hemen hemen hiçbir şey şart değildur!

Peki neden şart değildur?

Rodrik’in argümanını kabaca şöyle özetleyebiliriz: Ekonomi oldukça karmaşık bir sistemdir. Ancak iktisat modelleri bu karmaşık sistemin tamamını resmetmeye çalışmaz. Her model, bu karmaşayı belirli ölçülerde basitleştirir. Ayrıca, farklı modeller, farklı koşullara ve nedensel faktörlere odaklanarak, farklı durumları inceler.

İktisada giriş derslerinde pek anlatılmasa da iktisat teorisi, neden hemen hemen hiçbir şeyin şart olmadığını gösteren sayısız modelle doludur. Her model belirli koşullarda ne olacağını gösterir ve koşullara bağlı olarak modellerin sonucu da değişebilir. Bu modellerin tamamına baktığımızda, ekonomide olup bitenlerin sayısız faktörün birbiriyle etkileşiminin sonucu olduğunu görürüz. Dahası bu faktörlerin hangilerinin etkin veya baskın olduğu koşuldan koşula değişir. Bağlam ve detaylar son derece önemlidir. Türkiye’de doğru olan, Almanya’da doğru olmayabilir. Güney Kore’de başarılı olan bir politika, Etiyopya’da işe yaramayabilir.

Yani diyor ki: Şart midur? Değildur!

İktisatçıların büyük “günahı”

Dani Rodrik’in anlattıklarından şu önemli dersi çıkarabiliriz: Ekonomi söz konusu olduğunda genel geçer ifadelerden kaçınmak gerekir. İktisat modellerinden öğrendiklerimizin çoğu zaman sadece belirli koşullarda geçerli olduğunu unutup, detayları incelemeden ahkâm kesmek iktisatçıların yapabileceği en büyük hatalardan biridir.

Ekonomi köşe yazılarını biraz olsun takip ediyorsanız, ekonomi ve finans yazarlarının bu “günahı” sıklıkla işlediklerini muhtemelen biliyorsunuz. Köşe yazarlarının bu hataya düşmesini önemsemeyebilirsiniz, ancak iktisatçılar ve iktisat politikalarını tasarlayanlar bu hataya düşüyorsa endişelenmenizde çok büyük fayda olabilir.

Türkiye’yi düşünün. Ekonomi politikası milyonlarca insanın hayatını etkiliyor. Ekonomi bakanı “yatırımların artması için faizlerin düşmesi lazım” diyor. İktisadi büyümeyi sağlamak için çeşitli sektörlere ve bölgelere teşvikler veriliyor. Enerji açığını kapatabilmek için kömür üretimi pohpohlanıyor. Yerli telefon üretilsin diye ithal telefonlara vergi getirilmeye çalışılıyor… Yani hayatımızı etkileyecek sayısız iktisat politikası uygulanıyor veya öneriliyor. Peki ya bu politikalar yanlışsa, “şart midur?” sorusunu göz ardı ediyorlarsa, kaş yapayım derken göz çıkarıyorlarsa? Endişelenmemiz gerekmez mi?

Eğer biraz olsun endişelenmemiz gerektiğini düşünüyorsanız, Dani Rodrik’in son kitabını okumanızı öneririm. Kitap, iktisada biraz ilgisi olan herkesin anlayabileceği şekilde yazılmış. İktisat modellerinin doğasını ve iktisatta neden hemen hemen hiçbir şeyin şart olmadığını örneklerle açıklıyor. Bunu yaparken iktisadi düşünce tarihine ve güncel politika tartışmalarına da sık sık atıf yapıyor. Mesela, iktisatçılar 2008 krizini neden öngöremedi, tartışıyor.

Rodrik, hem iktisada yapılan eleştirileri hem de iktisatçıların yaptığı hataları değerlendiriyor ve iktisadın nasıl bir bilim olduğunu tane tane anlatıyor. ÖzetleEconomics Rules, iktisatçıların, iktisat öğrencilerinin ve iktisatla derdi olan herkesin okuması gereken bir kitap.

Ha bu kitabı okumanız şart midur? Tabii ki değildur! Ama bence okumazsanız çok şey kaybedersiniz.

Not. Dani Rodrik’in kitabı, Economics Rules yakında çıkıyor. Kitabın Türkçesi Efil yayınevi tarafından yayınlanacak.

Dani Rodrik
Economics Rules: The Rights and Wrongs of the Dismal Science
W.W. Norton & Company Inc.
2015
ISBN: 978-0-393-24641-4
272 sayfa.

İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

Bu yazı 30.08.2015 tarihinde Business HT‘de yayınlanmıştır.

Diktatör Oyunu: Güç, Para ve Hakkaniyet

Güç ve para insanı bozar mı? Gelin iktisattan ve psikolojiden ne dersler çıkarabiliriz bir bakalım.

Fazla güç, kokain gibidir

İktisat ve psikolojide, güç ve para konusunda yapılmış pek çok çalışma var. Örneğin, Dr. Ian Robertson, gücün beyni tıpkı bir uyuşturucu gibi etkilediğini söylüyor. Güç beyindeki ödül mekanizmasını etkileyerek (kokain gibi) bağımlılık yapıyormuş. Tıpkı evrimsel kuzenlerimiz babunlar gibi, hiyerarşide bir üst mertebeye çıkıp güç sahibi olan insanlar da daha saldırgan, kibirli ve sabırsız oluyormuş. Dr. Robertson, çok fazla gücün, normal idrak kabiliyetini ve duyguları bozabileceğini, yanlış kararlara ve akıl dışı bir risk algısına neden olabileceğini; kişiyi bencilleştirip, empati duygusunu yok edebileceğini de ifade ediyor [1, 2]. Evet, biraz güç faydalı olabilir. Mesela, daha iyi kararlar almanıza neden olabilir [3]. Ama çok fazla güç istiyorsanız, Dr. Ian Robertson’un söylediklerini akılda tutmanızda yarar var.

Diktatör” İktisadı

İktisatçılar, iktisadi karar alma süreçleri ile ilgili deneyler yapmaya başladıklarında, literatürde diktatör oyunu olarak adlandırılan bir oyunu da incelemeye başladılar ve karar verme gücünü elinde bulunduranların ne tür iktisadi davranışlar sergileyeceğini araştırdılar. Diktatör oyunu deneyleri şöyle yapılıyor: Deneklerden birine bir miktar para veriliyor ve deneğe, isterse bu paranın bir kısmını diğer oyuncuya verebileceği söyleniyor. Yani, deneklerden biri “diktatör” olarak seçiliyor, seçme gücü ona veriliyor ve “diktatör” paranın nasıl dağıtılacağına karar veriyor.

Şimdi siz böyle bir deneye katılsanız ne yapardınız bir düşünün. Paranın tamamını kendinize mi saklardınız, yoksa hakkaniyetli olmak adına paranın bir kısmını diğer oyuncuya mı verirdiniz? Bu soruyu ilk soran ben değilim tabii. Daniel Kahneman ve arkadaşları 1986’da benzer bir anket yapmışlar ve öğrencilere iki seçenek sunmuşlar: (a) 20 doları eşit olarak bölüştürmek veya (b) 18 doları alıp diğer oyuncuya 2 dolar vermek. Anket sonucunda çalışmaya katılanların dörtte üçünün parayı eşit bir şekilde bölüştürmeyi tercih ettikleri ortaya çıkmış [4]. Daha sonra gerçek parayla yapılan deneylerde de diktatör rolü verilen deneklerin, iktisat teorisinin öngörülerinin aksine, diğer oyunculara para verdiği ve hakkaniyetli davrandığı ortaya çıkmış.

“Diktatör”ler para dağıtıyor, hakkaniyetli davranıyor! İnsanlık açısından güzel haber! Değil mi? Hemen heyecanlanmayın!

“Diktatör”, elinizdeki parayı da alabilir

Diktatör oyunuyla ilgili az önce bahsettiğim çalışmaların sonuçlarına ne kadar güvenebileceğimizi araştıran daha yeni bir çalışma, bize “diktatör”lere çok fazla güvenmememiz gerektiğini hatırlatıyor. John List adlı iktisatçı, diktatör oyununa bir seçenek daha eklemiş. Bu yeni oyunda “diktatör”ün üç seçeneği var: Verilen parayı kendisine saklama, paranın bir kısmını diğer oyuncuya verme ve diğer oyuncunun parasına el koyma. Şimdi düşünün, hangisini seçerdiniz?

John List’in yaptığı deney sonucunda ne çıkmış dersiniz? Buna şaşırmayacaksınız. Oyundaki “diktatör”lerin çoğu, başkalarının parasına el koyma gücünü de elde edince, karşıdaki oyuncuya para vermekten de vazgeçmiş [5]. Bu deneyden anlıyoruz ki, “diktatör”ler ilk başta sandığımız gibi başkalarına para vermeye çok da niyetli değil. Daha doğrusu beklentiler, davranışları etkiliyor. Paraya el koyma seçeneği, “diktatör”ün ve “diktatör”ün karşısındaki oyuncuların beklentilerini, dolayısıyla da sonuçları etkiliyor. Gerçek diktatörlerin insanların özgürlüklerine ve parasına el koyma güçlerinin olduğu düşünülürse, sadece bunu yapmıyor olmalarını bile bir lütuf olarak görüyor olabilirler. Bu sebeple, onlardan daha fazla hak, daha fazla özgürlük veya hakkaniyet beklemek çok da mantıklı olmayabilir.

Para da bizi bozuyor!

Günümüzde güç deyince, akla para geliyor. Gücü sevenlerin parayı da sevdiklerini biliyoruz. Peki, eline haksız bir şekilde para geçen birine güvenebilir miyiz? Sosyal psikolog Paul Piff, bu sorunun cevabını merak etmiş ve bir deney yapmış. Deneklerden Monopol oyununu oynamalarını istemiş. Ancak, oyunun başlangıcında bazı deneklere daha fazla Monopol parası vermiş. Yani denekler oyuna eşit şartlarda başlamamışlar. Peki, ne olmuş dersiniz? Şu olmuş: Oyuna daha fazla parayla başlayan oyuncular, diğerlerine karşı kaba davranmaya ve oyundaki başarısıyla caka satmaya başlamışlar. Ama sadece bu değil. Bu oyuncular, oyundaki başarılarını oyuna daha fazla parayla başlamalarına değil, daha iyi oynamalarına bağlamışlar. Ve tabii, oyunun oynandığı masada duran krakerleri de onlar yemişler! Cidden. Fena! Değil mi? Monopol oyununda bile biraz güç insanı bozuyor!

Paul Piff, TED’deki konuşmasında şöyle diyor: “binlerce katılımcıyla yaptığımız düzinelerce çalışmada gördük ki, kişinin varlık seviyesi arttıkça, merhamet ve empati duyguları azalıyor ve hak sahipliği ve layık olma duygusu ve kişisel çıkar düşüncesi artıyor.” [6]

Lüks mekânlar ve dürüstlüğünü kaybeden insanlar!

Bu güç ve para işinin bir de ergonomisi var. Gücü sevenlerin, lüks ve geniş mekânları (lüks arabaları, konutları, makam koltuklarını, vb.) da sevdiklerini biliyoruz. Andy Yap ve arkadaşları, lüks mekânların insan davranışını etkileyip etkilemediğini araştırmışlar. Çalışma sonucunda, kaba bir tabirle, insanların yayıla yayıla oturmasına izin veren mekânların (örneğin, lüks otomobillerin veya makam konutlarının), daha fazla güç algısı yarattığı ve bu mekânlardaki insanların dürüst olmayan davranışlar sergilemeye, hile veya hırsızlık yapmaya daha meyilli olduğu ortaya çıkmış [7]. Benzer bir şekilde, Paul Piff’in yaptığı bir çalışma da, lüks araç kullananların trafik kurallarına uymamaya ve yayalara yol vermemeye de daha meyilli olduklarını, daha bencil davrandıklarını gösteriyor [6].

Güç Yozlaştırır

Bu sonuçları genellemek mümkün değil, biliyorum. Para ve güç sahibi herkesi töhmet altında bırakmak gibi bir niyetim yok. Ama insanların para ve güç ile ilişkilerinin çok da sağlıklı olmadığı ortada. Aşırı güç ve para söz konusu olduğunda insanlara çok da fazla güvenemeyeceğimizi gösteren pek çok çalışma var. Dolayısıyla, eğer birisine mutlak güç vermeyi düşünüyorsanız ve bu güce rağmen hakkaniyetli olmasını bekliyorsanız, Lord Acton’un sözlerini hatırlayın: “Güç yozlaştırır, mutlak güç ise mutlak olarak yozlaştırır”! [8]

İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

Notlar:

Kaynaklar:

  • [1] Robertson, I. (2012) Like baboons, our elected leaders are literally addicted to power. http://goo.gl/LMFJ2S
  • [2] Daily Mail (2012) Power really does corrupt as scientists claim it’s as addictive as cocaine. http://goo.gl/EcIrFF
  • [3] Smith, P. K., Dijksterhuis, A., & Wigboldus, D. H. J. (2008). Powerful people make good decisions even when they consciously think. Psychological Science, 19(12), 1258–1259.
  • [4] Kahneman, D., Knetsch, J. L., & Thaler, R. H. (1986). Fairness and the assumptions of economics. The Journal of Business, 59(4), 285–300.
  • [5] List, J. A. (2007). On the Interpretation of Giving in Dictator Games. Journal of Political Economy, 115(3), 482–493.
  • [6] Paul Piff, Para İnsanı Bozar mı? https://goo.gl/wR0sJf
  • [7] Yap, Andy J. ve diğerleri (2013). The Ergonomics of Dishonesty: The Effect of Incidental Posture on Stealing, Cheating, and Traffic Violations. Psychological Science, Kasım 2013, 24: 2281-2289.
  • [8] Acton-Creighton Correspondence (1887) http://oll.libertyfund.org/titles/2254

 

İktisat derslerinde nasıl başarılı olursunuz?

Dönem başlarken İktisada Giriş derslerinde öğrencilere yaptığım önerilerinden bazılarını burada özetleyeyim dedim. Belki üniversiteye yeni giren öğrencilerin, özellikle de ekonomi/iktisat öğrencilerinin işine yarar, yüksek notlar almalarına yardım eder:

1. Lisedeki çalışma alışkanlıklarınızdan vazgeçin. Bu alışkanlıklar, iyi üniversitelerdeki iktisat derslerinde işe yaramaz. (a) Ezberlemeyin, konunun veya çözümün mantığını anlayın. (b) Sadece sorunun veya problemin yanıtına değil, o yanıtın nasıl bulunduğuna odaklanın.  Böyle yapmazsanız, benzer soru ve problemleri çözme becerisini kazanamazsınız. (c) Çalışmayı son güne bırakmayın. Düzenli çalışın. (ç) Derste size verilenlerle yetinmeyin, araştırın. Şimdi gelin bunları biraz açalım.

2. Derse girmeden ve dersten sonra ders içeriğine göz gezdirin. Derse girmeden, o gün anlatılacak konuya şöyle bir göz gezdirin. Kitapta (veya verilen okumada) neler anlatılmış, konu neden önemli… şöyle bir bakın. Hatta eğer vakit yaratabilirseniz, okuyun. Bunu yaparsanız, derste anlatılanları çok daha kolay anlayacaksınız. Dersten sonra da aynı gün biraz vakit ayırıp neler yapıldığına, önceki ve gelecek konularla nasıl ilgili olduğuna bir bakın. Daha da güzeli, biraz vakit ayırıp tekrar edin.

3. Dersteyken dersle ilgilenin, akıllı telefonunuzla değil. Yapılan araştırmalar, aynı anda birden fazla işi yapan insanların bu işlerin hiçbirini yeteri kadar iyi yapamadığını gösteriyor. Eğer dersi dinlerken sevgilinize WhatsApp’tan aşk mesajları gönderiyorsanız, şunu söyleyebiliriz: Sevgiliniz bunu hak etmiyor. Ona zaman ayırın. Ona mesaj yazarken ders dinlemek gibi başka işlerle ilgilenmeyin. Eğer derste tüm enerjinizi ve ilginizi sevgilinize göndermek istediğiniz mesaja vermek istiyorsanız, o zaman zaten derse girmenize gerek yok. Aynı şekilde, eğer dersi gerçekten dinlemek istiyorsanız, tüm enerjinizi ve ilginizi derse odaklayın. Sonuçta, derse girerek pek çok şeyden (uykudan, arkadaşlarla sohbetten, sevgilinizle gezmekten vb.) vazgeçtiniz. En azından, derse girdiğinize değsin. 🙂

4. Derste not alın. Sadece slaytlardan çalışmayın. Çalışırken özet çıkarın. Yapılan araştırmalar, el yazısıyla alınan notların öğrenmeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Not tutarsanız, derste anlatılanları daha kolay hatırlarsınız. Ayrıca, slaytlarda yer almayan detayları da not etmiş olursunuz. Ders çalışırken de kendiniz için not çıkarın. Bu notlar sınava çalışırken çok işinize yarayacak. Ayrıca, her zaman derste aldığınız notlara ve ders kitabına/okumalarına başvurun. Hocanız ders anlatırken  slaytlardan faydalanıyor olabilir. Ancak, siz sadece slaytlardan çalışmayın.  Slaytlar hocanın derste anlattığı her şeyi içermez. Eğer derse katılıp, not tutmadıysanız, slaytlardan çalışarak, slaytlardaki grafikleri ezberleyerek başarılı olamazsınız. Her zaman derste aldığınız notlara ve ders kitabınıza/okumalarına başvurun. Ha unutmadan, aktif bir şekilde çalışın:

5. Aktif bir şekilde çalışın. Denklem ve grafiklerle oynayın, kavramlara takla attırın! Soru cevaplayın. Bu ne demek? Şu demek: Ayağınızı masaya uzatıp, grafiklere ve tanımlara uzaktan bakarak iktisat öğrenemezsiniz. Grafikleri çizmeniz, kavramların nasıl kullanıldığı ve hangi bilimsel soruları cevaplamakta faydalı oldukları konusunda düşünmeniz lazım. Grafikleri çizmeniz de yetmez. Onlarla oynayın. Eğrilerin hangi koşullarda kayacağını düşünün, senaryolar uydurun ve o senaryoları öğrendiğiniz grafiklerle gösterip gösteremediğinize bakın. Örneğin, bu sene kuraklık olursa gıda fiyatlarına ne olur diye sorun. Veya, “bizim pizzacı ‘bir alana bir bedava’ kampanyası yaptığında benim refahım artar mı?” diye sorun. Bu soruları öğrendiğiniz denklem, model ve grafiklerle cevaplamaya çalışın. Kavramlar hakkında düşünürken de kavramın neden o şekilde tanımlandığını ve kullanıldığını anlamaya çalışın. Anlamak için, öyle tanımlanmasaydı bu ne anlama gelirdi diye düşünün. Kavramlara da “işkence” edin. Tüm bunlara ek olarak, hocanızın verdiği çalışma sorularını cevaplayın. Hocanız soru vermiyorsa, kitabınızdaki soruları cevaplamaya çalışın.

6. Arkadaşlarınızla birlikte çalışın. Birbirinize hep “neden?” diye sorun. Öğrendiklerinizi arkadaşlarınıza açıklamaya çalışın. Göreceksiniz, açıklarken ve arkadaşlarınızın “neden?” sorularını yanıtlarken, konuları daha iyi kavrayacaksınız. Ciddiyim.

7. Kendinize soru sorun. Hocanıza soru sorun. Eğer dersle ilgili tek sorunuz “hocam sınavda ne çıkacak?” ise o dersten bir şey öğrenemezsiniz. Bir şeyler öğrenebilmek için soru sormanız ve bu soruları cevaplamaya çalışmanız lazım. “Neden bize bunları anlatıyorlar?” diye sorarak başlayabilirsiniz. İktisat derslerinde işe yarayacak bazı sorulara bazı örnekler: “Bu modelin amacı ne?”, “Bu model hangi soru veya sorulara yanıt bulmaya çalışıyor?”, “Bu model ne tür varsayımlar yapıyor?”, “Bu varsayımlar mantıklı mı, gerçekçi mi?”, “Bu modele alternatif başka modeller de var mı?” vb. Özetle, şunu söyleyebilirim: Bir iktisat modelinin neden tasarlandığını, hangi sorulara yanıt aradığını bilmiyorsanız, o modeli bilmiyorsunuz demektir. Modelin denklemlerini veya grafiklerini ezbere biliyor olmanız bu durumu değiştirmez.

Özelikle derste anlatılanları anlamadığınızda hemen hocanızı uyarın. Neyi anlamadığınızı söyleyin, kafanızdaki soruları sıralayın. Pek çok öğrenci, konuyu sadece kendisinin anlamadığını düşünerek veya soru soran ilk öğrenci olmamak için soru sormaktan kaçınır. Bunu yapmayın. Üniversiteye diploma almak için değil, bir şeyler öğrenmek için geliyorsunuz. Soru sorun ki öğrenin. Ayrıca emin olun ki, eğer siz konuyu anlamadıysanız, çok büyük bir ihtimalle sınıfın geri kalanı da anlamamıştır. Soru sorarak bütün sınıfa yardımcı olacaksınız.

8. Araştırın. Araştırın. Araştırın. Hocanızın size yalan yanlış şeyler anlatıp anlatmadığını öğrenmenin en iyi yolu konuyu araştırmak ve daha fazla okuma yapmaktır. Bir konu hakkında araştırma yaptığınızda o konuyu çok daha iyi öğrenirsiniz. İnternet’in nimetlerinden faydalanın. Ancak sadece Wikipedia ve Ekşi Sözlük gibi sitelerle yetinmeyin. Bu gibi siteler araştırmaya başlamak için size yardımcı olacaktır. Araştırmanıza bu tür genel sitelerden başlayıp, konunun uzmanlarına ve daha akademik çalışmalara ulaşmaya çalışın. Akademik araştırma nasıl yapılır bilmiyorsanız, hocalarınıza danışın.

9. Sınavda sorulan soruları cevaplayın. Bu öneri size ilginç gelmiş olabilir ama pek çok öğrenci soruda ne istendiğine fazla dikkat etmeden, cevap kağıdını konuyla ilgili ne biliyorsa onlarla dolduruyor veya sorulan soruyu değil kafasındaki başka bir soruyu cevaplıyor. Bunları yaptığınızda sorulan soruyu cevaplamadığınız için o sorudan iyi puan alamazsınız. Sınavlar bildiklerinizi kullanıp kullanamadığınızı anlamak için yapılıyor. Bu sebeple, ezberinizi kağıda dökmeniz değil, soruyu cevaplamanız bekleniyor. Ayrıca, yine aynı sebeple, soruyu cevaplamak için ne gerekiyorsa onu yazmanız tam puan almanız için yeterlidir. Konu hakkında bildiğiniz her şeyi yazmak size sadece vakit kaybettirir. Her hocanın sınav yöntemi farklıdır ancak bu temel ilke her sınavda işe yarayacaktır. Soruda tam olarak istenen ne? Önce bunu iyice anlayın, soruyu cevaplamaya sonra başlayın.

10. Zamanınızı iyi kullanın. İyi ve başarılı öğrenci, sadece ders çalışan bir öğrenci değildir. Gezin, tozun, görün, eğlenin. Derslerde geçen zamanınızı, WhatsApp’ta veya Facebook’ta gezerek değil, dersi dinleyerek geçirirseniz, ders dışında daha az çalışmanız yeterli olur. Düzenli çalışırsanız ve yukarıdaki önerileri dikkate alırsanız, diğer şeyleri yapmak için daha fazla zamanınız olacaktır. Sınav dönemlerinde arkadaşlarınız çırpınırken, siz hayatınızın normal akışına devam edebilirsiniz. Çünkü, her şeyi zamanında anladınız, çalıştınız, not çıkardınız. Bir iki tekrarla sınava girip başarılı olabilirsiniz. Günlerce sabahlamanıza gerek yok. Hatta sınav döneminde arada sinemaya falan bile gidebilirsiniz. Ancak, siz yine de sınav döneminde sinemaya, restorana gittiğinizde ‘check-in’ yaparak arkadaşlarınızı gıcık etmeyin.

Bonus: İyi üniversitelerde kopya ve intihal (mesela, kopyala-yapıştır ödevler) cezalandırılır. Eğer sınavda kopya çekerseniz veya kopyala-yapıştır bir ödev verirseniz, durumun ciddiyetine göre bir ya da iki yarı yıl okuldan uzaklaştırma alabilirsiniz. Bunları yapmayacağınızı biliyorum ama ben yine de uyarayım.

Bunlar şimdilik aklıma gelenler. Daha sonra eklemeler yapabilirim. Sürç-i lisan ettiysem affola.

Önerileriniz varsa, yorum kısmından ekleyebilirsiniz. Şimdiden teşekkürler.

İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

İktisat Öğrencilerine Tatil için Okuma Önerileri

Tatil için okuması kolay ve eğlenceli iktisat kitapları arıyorsanız, aşağıdaki kitapları okumanızı tavsiye ederim. İlk kitap olarak Robert Frank’ın Doğal İktisat‘ını seçebilirsiniz. Bu kitap, her gün karşılaştığımız olguları en temel iktisat kavramlarını kullanarak açıklamaya çalışıyor. Aslına bakarsanız kitap, Robert Frank’ın öğrencilerinin ödevlerinden oluşuyor. Buzdolaplarının buzluk kısmında genellikle neden ışık olmadığını hiç merak etmiş miydiniz? Peki bu durumu iktisadi kavramları kullanarak açıklayabilir misiniz? Doğal İktisat‘ta bu ve bunun gibi ilginç sorulara iktisadi mantığı kullanarak nasıl cevap verebileceğinizi öğreneceksiniz.

dogal_iktisatDoğal İktisat (Neden İktisat Neredeyse Herş eyi Açıklar)
Robert H. Frank
Efil Yayınevi Yayınları / Ekonomi Dizisi

İkinci sıraya Tim Harford’un kitaplarından birini koyabilirsiniz. Benim tavsiyem Görünmeyen Ekonomist. Bu kitap, iktisat gözlüklerini takınca dünyanın nasıl daha ilginç ve daha anlaşılır bir yer olduğunu anlatmaya çalışıyor. Havaalanlarında yiyecekler neden pahalı? Peki sinemalarda patlamış mısır neden pahalı? Ricardo’nun rant teorisini gündelik hayatta nasıl kullanabiliriz? Şirketler nasıl oluyor da aynı ürünü bize farklı fiyatlardan satıyorlar? Uçakta sizinle tıpa tıp aynı koltukta oturan adam bu koltuğa neden sizin iki katınız kadar para ödemiş olabilir?… Tim Harford, bunlar gibi soruları cevaplamanıza yardım edecek. Harford’un bazı görüşlerini beğenmeyebilir, çok ideolojik bulabilirsiniz ama bu kitabı okumanıza engel olmasın. Hem belki, Harford’u eleştirmek için iktisadı daha iyi öğrenmeye heveslenirsiniz, kim bilir!

harford_gorunmeyen

Görünmeyen Ekonomist
Tim Harford
Pegasus / Yayınevi Genel Dizisi

harford_hayatin

Hayatın Mantığı
Tim Harford
Pegasus / Bestseller Dizisi

Üçüncü kitap olarak, Steven Levitt ve Stephen Dubner’ın Görünmeyen Ekonomi başlıklı kitabını seçebilirsiniz. Bu kitapta çok ilginç sorularla karşılaşacaksınız. Uyuşturucu satıcıları neden anneleriyle yaşar? Sumo güreşçileriyle öğretmenler arasındaki benzerlik nedir? Kürtajın serbest kalması suç oranlarını azaltır mı? Steven Levitt ve Stephen Dubner bu soruları iktisatçıların alet kutusunu kullanarak cevaplamaya çalışıyor. Kürtaj – Suç ilişkisi gibi tartışmalı konuları iktisadi mantık ve istatistiki yöntemlerle cevaplamaya çalışıyorlar. Kahve sohbetlerinde ilginç ve tartışmalı konular açmayı seviyorsanız, bu kitabı kaçırmayın.

levitt_gorunmeyen_ekonomi

Görünmeyen Ekonomi – Dünya Gerçekte Nasıl İşliyor?
Steven D. Levitt & Stephen Dubner
Boyner Yayınları / İş Hayatı Dizisi

Son olarak, Dan Ariely’nin kitaplarını önereceğim. Dan Ariely, çok eğlenceli bir adam. Ama sadece bununla kalmıyor. İktisat modellerinde insanların akıl dışı hareketler yapmadığını varsayıyoruz ya, işte Dan Ariely bu varsayımı sorguluyor. İnsanların nasıl, neden ve ne zaman akıl dışı kararlar aldıklarını inceliyor. Böylece, ekonomiyi daha iyi anlamamızı sağlayacak ipuçlarını sunuyor.

Dan Ariely’nin kitaplarını aşağıdaki sırayla okumanızı tavsiye ederim.

Ariely_akildisi

Akıldışı Ama Öngörülebilir: Kararlarımızı Biçimlendiren Gizli Kuvvetler
Dan Ariely
Optimist / İş – Yönetim Dizisi

ariely_akildisinin-mantigi-3672-50467

Akıldışının Mantığı
Dan Ariely
Optimist / İş – Yönetim Dizisi

Ariely_durust-olmamanin-ardindaki-durust-gercek-

Dürüst Olmamanın Ardındaki (Dürüst) Gerçek: Kendimiz Başta Olmak Üzere Nasıl Herkese Yalan Söyleriz?
Dan Ariely
Optimist / İş – Yönetim Dizisi

Tatil için sadece “light” kitaplar önerdim. Ama bu kitapların “light” olmasına bakmayın. Hepsi zihin açıcı kitaplar. Hem iktisadı daha iyi anlamanızı, hem de önümüzdeki dönem daha meraklı (ve ukala) iktisat öğrencileri olmanızı sağlayacaklar. Daha sonra, daha ağır kitaplar okumak ve iktisat bilgisini derinleştirmek isteyenler için de öneriler yaparım. Son olarak ve doğal olarak 🙂 İktisat Nedir?”i de önereyim. İktisat Nedir? de kolay okunacak iktisat kitapları arasında sayılabilir. Bu kitapta, kitabın kahramanı olan öğrenciler, iktisadın ne olduğunu, nasıl bir bilim olduğunu tartışıyorlar. Bunu yaparken, iktisattaki türlü çeşit ilginçliği de gözler önüne seriyorlar. İlyas, Filizsu ve arkadaşlarının iktisat maceralarını okuyunca, iktisat derslerinde öğrendiklerinizi sorgulamaya başlayacaksınız. Sorgulamaya başlayınca da iktisadı biraz daha sevmeye başlayacaksınız. En azından ben böyle olmasını umuyorum… Eğer iktisat dersleriyle gerçek dünya arasındaki ilişkiyi kurmakta zorlanıyorsanız, “iktisat da ne ya!” diyorsanız, İktisat Nedir?‘e bir göz atmanızı öneririm. İyi tatiller.


İktisat Nedir?
İktisat Nedir?
İktisat Üzerine Söyleşiler
İletişim Yayınları
N. Emrah Aydınonat

İkinci el oto alırken dikkat edilecekler, Victoria’s Secret, idam cezası, Buridan’ın eşeği, Fayda Fidayda, diğerkâmlık, büzüşen beyinler, oral seks ve para… Hepsi ve daha fazlası…

Görsel: https://flic.kr/p/nkyV1x